Takip Edin

Röportaj

Bülent Özdemir: Bir insan kendisini kandırıyorsa başka hiç kimseyi kandıramaz.

Dskultursanat

Yayınlanma tarihi

-

Yazar Bülent Özdemir yeni kitabı ve hakkında merak edilenleri cevaplamak üzere bu hafta bizlerle birlikte. Öncelikle bizleri kırmayarak davetimizi kabul ettiğiniz için çok teşekkür ederiz.



Samet Tosun: Bize biraz kendinizden bahseder misiniz ? Bülent Özdemir kimdir ?

Bülent Özdemir: Tabikide. 1972 İstanbul Beyoğlu doğumluyum. Bir mahalle esnafının oğluyum. 1996 da İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nden mezun oldum. Askerliğimi Asteğmen olarak Ankara da tamamladım. Son olarak İstanbul Üniversitesi’nde İşletme Bölümü’nde Yüksek Lisansımı tamamladım. Dış ticaretle uğraşmaktayım ve Çocuklarım var.

Samet Tosun: İş dışında neler yapıyorsunuz ?

Bülent Özdemir: İki firmam ve 11 çalışanım var. İş, hayatımın oldukça büyük bir bölümünü kapsıyor. Çalışanlarıma, müşterilerime karşı olan sorumluluklarım ciddi anlamda yoruyor aslında. Ama yine de insan zamanla kendine vakit ayırmayı öğreniyor. Müze ve sanat galerilerine gidiyorum. Tiyatro ve sinema olmazsa olmaz. Ama belki de iş dışındaki en önemli uğraşım Ali Ural Hocam’ın yazarlık atölyelerinden Cuma Atölyesine devam etmek diyebilirim.

Samet Tosun: Yeni kitabınız ‘’Hiç ve Her Şey’’ hakkında neler söylemek istersiniz?

Bülent Özdemir: Üniversite yıllarında İranlı bir sosyolog olan Ali Şeriati’nin “İnsan” kitabını okumuştum. Orada insan hayatındaki iniş ve çıkışları kalp elektrosuna benzeten bir bölüm vardı. Şöyle diyordu Şeriati, “İnsan ruh ve çamur arasında sürekli gider gelir. Kalp elektrosundaki yukarı çıkan çizgi sizin ruha yakınlığınızı, yani manevi anlamdaki huzur ve mutluluğunuzu temsil ederken, aşağı inen çizgi çamurla olan bağınızı yani başarısızlıklarınızı, kötülüklerinizi egonuzu temsil eder. Ve bu çizgi hiç düz gitmez. Çünkü bu ölüm demektir. Ali Şeriati’ye atıfta bulunarak ben de şunu söyleyebilirim. Ruhunuza yöneldiğiniz yüceldiğiniz zaman “Hiç” olduğunuz zamansa, dünyaya, hayata ve içindeki her şeye yöneldiğiniz zaman da “Her Şey” olduğunuz zamandır. Kitabım Adem’den beri değişmeyen insanı anlatıyor efendim.

Samet Tosun: Peki eleştiriye açık bir yapınız var mı ?

Bülent Özdemir: Bir insan kendisini kandırıyorsa başka hiç kimseyi kandıramaz. Yok ama kendini kandırmıyorsa o zaman hemen herkesi kandırabilir. Ben eğer kendimi kandırsaydım bu kitap olmazdı.

Samet Tosun: Bu hayatta sizi heyecanlandıran şey nedir?

Bülent Özdemir: Bunun cevabını aslında kitabımda vermiştim. “Aslında ne çok heyecanı var hayatın…” diye başlayan mısrada. Ama insan belli bir yaşa gelince hiçbir şey den heyecan duymayacağını düşünüyor. Ve ne zaman böyle düşünsem heyecanlanacak bir şeyler oldu. Çocuklarım mesela. 45 yaşında 5. Çocuğumun doğumu gerçekten çok heyecan vericiydi. Artık heyecan verici bir şey olmaz derken Hiç ve Her Şey doğdu. “İçinde olmadığın bir dünyaya sahip olmak ya da bir kaderin yokken yaşamak istemek” sanırım doğru cevap bu.

Samet Tosun: Gelelim can alıcı konuya Aşk’a nasıl bakıyorsunuz? Aşk kelimesi sizin için ne ifade ediyor ?

Bülent Özdemir: Bundan 10 yıl önce yaşadığım bir olayı anlatmak istiyorum müsadeniz varsa. Uzun zamandır alacağım olan bir müşterim vardı. Bir gün telefon açtı ve beni ödeme yapmak için ofisine çağırdı. Temmuz ayı ve hava çok sıcaktı o yıl. Veznecilerde müşterim, arabaya bindim ve gittim. O zaman henüz metro inşaatı yeni başlamıştı ve Veznecilerde yolun kenarında bir yere arabayı bırakıp gittim yanına. Neyse ödemeyi aldım ve arabama geri geldim. Tam arabaya bindim çalıştırıcaktım ki yolun kenarında yaşlı bir teyzenin çorap, patik ve mendil olan yerdeki tezgahına ilişti gözüm. Hazır da uzun zamandır alamadığım parayı almışım sevinmişim. Teyzeyi de sevindirmek istedim. İndim ve yanına gittim. Özenle çorap, patik ve mendil seçtim ve uzun zamandır aradığım şeyler olduğunu ama bulamadığımı söyledim. Hesapladı yaşlı teyze 20 lira tutuyordu alacaklarım. 100 Lira uzattım. Siftah etmedim oğlum o parayı bozamam dedi. Hani o bilindik iç ses vardır ya. Bak sen geldin vermek istedin ama bozuğu yokmuş, hem arabanın da camları açık hadi bin git dedi. Yok olmaz dedim. İster inanın ister inanmayın yarım saat boyunca Veznecilerde 100 lirayı bozduramadım. O iç ses ha bire hadi git artık derken. Ben tam tersi gittim bir köfteciye oturdum ve köfte siparişi verdim. Tam köfte hazırlanmışken, kalkmam gerektiğini o yüzden paket yapmalarını söyledim. Ve 100 lirayı uzattım. Bozuk yok dedi. Bende de yok dedim. Artık para bozdurmak köftecinin işi olmuştu ve o benim yapamadığımı yaptı. Parayı bozdurdu ve bana üzerini verdi. Şimdi elimde bir de köfte ayran vardı. Teyzenin yanına geldim tekrar. 20 lirayı uzattım poşetimi aldım. Tam arabaya oturdum. Bu arada köfte kokusu arabayı sardı tabi. Tekrar indim aşağıya ve teyze ben bu köfteyi aldım ama acele işim var gitmem gerek. Bu sıcakta bozulacak sana bıraksam acaba olur mu dedim. Siftah etmeyen teyzem meğerse o saate kadar hiçbir şey yememiş. Ben yesem olur mu dedi. Sen bilirsin dedim ve ayrıldım yanından.

Vermeye çalışmak değil.
Veriyormuş gibi yapmak hiç değil.
Verdim sayılır demek de değil.
Sorunuzun cevabına gelecek olursak.
Aşk mı?
Aşk gerçekten vermektir efendim. Gerçekten vermek.

Samet Tosun: ilk olarak ne zaman ben kitap yazmalıyım dediniz?

Bülent Özdemir: Dünyayı bir çembere benzetiyorum ben ve buna da kader diyorum. Ve siz bu çemberin farkına varınca ne hikmetse daralmaya başlıyor bu çember. Daraldıkça farkında olduğunuz ve sizi rahatsız eden her şeyle çok daha yakınlaşmaya başlıyorsunuz. Yakınlaştıkça rahatsızlığınız artıyor, rahatsızlığınız arttıkça çember daha da çok daralıyor. Ve asıl imtihan efendim, bu anlamsızlığa tahammül etmek başlıyor. Tahammül etmeye başlayınca bunu anlatmak istiyor insan. Kitap yazmalıyım demedim hiç hep tahammül etmeye çalıştım. Sanırım o arada kitap yazıldı.

Samet Tosun: Yazarken sizi motive eden bir şeyler varmı?

Bülent Özdemir: “Zalimleri seviyor kulların, kötülüğü yaymak için neye ihtiyacın var “insan”dan başka. İnsan efendim neye ihtiyacım olur ki başka.

Samet Tosun: Okumayı sevdiğiniz ve ilham aldığınız yazarlar varmı?

Bülent Özdemir: Rainer Maria Rilke, Virginia Woolf, Giovanni Papini, Marcel Proust, Ahmet Hamdi Tanpınar, Peyami Safa, Yusuf Atılgan ve Ali Ural daha fazlası da vardır ama sanırım başucu kitapları bu yazarlara aittir.

Samet Tosun: Kahvenin günlük hayatındaki yeri hakkında ne söylemek istersin ?

Bülent Özdemir: Kahveyi çok severim hemen her türünü. Ve ister istemez yine insana benzetirim. Nasıl ki kahvenin çekirdeği bir taneyken, öğütülmesinden pişirilmesine ve içim şekillerine varana dek dünyanın dört bir yanında farklı farklı ise. Alın size insan işte Ademden beri hiç değişmediği halde. Çeşit çeşit değil mi.

Samet Tosun: Ve son olarak DS Kültür Sanat okurları için neler söylemek istersiniz ?

Bülent Özdemir: Öncelikle teşekkür ederim. DS Kültür Sanat’a ve değerli okurlarına. Zor bir yolculuğa çağırıyorum. Üzgünüm ama gerçek bu. Tüm evreni keşfe çağırıyorum Hiç ve Her Şey’le. Tahammülü imtihan bilen ve farkında olarak yaşamak zorunda olan insanlar için bile zor bir yolculuk.

Samet Tosun: Tekrardan çok teşekkür ederiz, bizleri kırmayarak nazik davetimizi kabul ettiğiniz için. İnşallah daha güzel yerlerde tekrardan görüşmek dileği ile hoşçakalın.

Bülent Özdemir: Ben de teşekkür ederim. İnsanın belki de en zor zamanı bu zaman. Ve sizin yaptığınız bu zorluk içinde anlamsızlıkla mücadele eden insanlara bir pencere açmak. İnanın çok kıymetli bir şey yapıyorsunuz. Varolun.


Röportaj

Ömer Faruk Özcan: Konuşmaya başladığım andan itibaren müziğe karşı çok ilgili olduğumu ifade edebilirim.

Dskultursanat

Yayınlanma tarihi

-

Türk sanat ve Türk tasavvuf müziği sanatçısı Ömer Faruk Özcan, hakkında merak edilenleri cevaplamak üzere bu hafta bizlerle birlikte.



Samet Tosun: Merhabalar Ömer Faruk Bey, öncelikle bizleri kırmadığınız için çok teşekkür ederiz. Bize biraz kendinizden bahseder misiniz? Ömer Faruk Özcan kimdir?

Ömer Faruk Özcan: 1977 İzmir doğumluyum. İlginç bir eğitim hayatım oldu. Beş buçuk yaşında başladığım ilköğretim hayatımın ardından Sağlık meslek lisesinde eğitim gördüm. Ardından ikisi de Ege Üniversitesi’nde olmak üzere önce İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Reklamcılık, sonrasında da birincilikle kazandığım ve yine birincilikle mezun olduğum, Devlet Türk Müziği Konservatuarı Ses Eğitimi bölümü. Bu arada 1995 yılında Urla Devlet Hastanesi’nde başladığım, Adnan Menderes Havalimanı Sağlık Denetle Merkezi’nde devam eden 24 yıllık bir çalışma hayatı. Eğitim ve çalışma hayatını ve sonrasında müzikal yaşantımı bugüne değin birlikte yürüte geldim.

Samet Tosun: Müzik hayatına nasıl girdi ve senin için nasıl bir öneme sahip?

Ömer Faruk Özcan: Konuşmaya başladığım andan itibaren müziğe karşı çok ilgili olduğumu ifade edebilirim. İlkokuldan itibaren -hele ki 80’lerde- “küçük” sanatçıların furya olduğu dönemlerde, hem okul ve sınıf ortamında hem de aile çevresinde sesim nedeniyle her daim şarkı-türkü söylemekle görevlendirilmişimdir. Nazarî manada bilinçli bir müzik eğitimine ise ancak 25 yaşında, ikinci üniversite olarak girdiğim Konservatuvarda erişebildim. Mezun olduktan sonra bugüne değin profesyonel olarak hep sahne ve konserlerde yer aldım. Kısaca müzik hayatımda hep varoldu.

Samet Tosun: zeytin gözlüm sana meylim nedendir, sana ne ifade ediyor?

Ömer Faruk Özcan: Anne ve Babamın ifadesiyle TRT’nin tek kanal olduğu yıllarda, müzik programlarından dinleyerek öğrendiğim ve henüz 3 yaşındayken yarım yamalak okumaya çalıştığım ilk Türk Sanat Müziği eserdir “Zeytin gözlüm sana meylim nedendir”… Yıllar sonra bu eserin bestekârı Erol SAYAN Hocamla tanışmak ve Manisa’da bir konserde birlikte yer almak ise benim için ayrı bir gurur ve mutluluk vesilesi olmuştur.

Samet Tosun: Müzikten arta kalan zamanlarını nasıl değerlendiriyorsun ?

Ömer Faruk Özcan: Müzik, programlar ve sahne dışında memuriyet hayatım devam etmekte.24 saat nöbet esasına göre çalıştığım için müzikle iş hayatını birlikte yürütmek bugüne kadar zor olmadı çok şükür. Bu arada hayatımın merkezinde yer alan aileme; eşime, 11 yaşındaki kızım ve 6 yaşındaki oğluma zaman ayırıyorum.

Samet Tosun: Bugüne kadar katılmış olduğun yarışma programlarından bahsedelim, sana nasıl bir katkısı oldu?

Ömer Faruk Özcan: Bugüne kadar epey bir müzikal yarışma deneyimim oldu. 2003’te henüz Konservatuvar 2. Sınıfta iken katıldığım Buca Belediyesi Tsm Ses yarışması İzmir ikinciliği, 2009’da Türk Eğitim Vakfı Sed yarışması Türkiye dördüncülüğü ve 2010 yılında TRT Ankara Radyosu Tsm ses yarışması Türkiye birinciliği. Bu arada popüler alanda “O Ses Türkiye” yarışmasında da üç tur devam etmişliğim var. Yine Trt Müzik kanalında yayınlanan “ Sıra Sende Türkiye “ yarışmasını da dördüncülükle tamamladım. Tüm bu yarışmalar bana sahne performansı anlamında büyük tecrübeler kazandırdı. Aynı zamanda internet ortamında yarışma performanslarımın video kayıtları da şahsım adına önemli bir kazanım oldu.

Samet Tosun: Avrupa müzik ile nasıl tanıştın ? anlatırmısın?

Ömer Faruk Özcan: Gerek aile ortamım, gerekse kendi yaşantım itibariyle mütedeyyin bir kişiliğe sahibim. Bu nedenle tasavvuf içerikli bir albüm çalışması yapmak, hep hayalimdi. Bu anlayış ile İbrahim Hakkı Hz.’nin “Hakk şerleri hayreyler” şiirine yaptığım besteyi, can dostum ünlü aranjör Alper ATAKAN ile Marşandiz stüdyolarında demo olarak hazırladık. Bu demoyu Alper’in eşi Süperfm müzik direktörü canım kardeşim Duygu ATAKAN da Avrupa Müzik sahibi Deniz ERDEM’e dinletmiş. Deniz Bey’in çalışmamıza teveccüh göstermesiyle Avrupa Müzik’ten yayınladığımız “Sufi Aşk” isimli albümümüzün çıkış hikayesi böylece başlamış oldu.

Samet Tosun: Birazdan albümünden bahsedelim, üzerinden uzunca bir zaman geçmesine rağmen sıkılmadan dinlediğim nadir albümlerden bir tanesi diyebilirim. Peki bu albümün muhakkak bir hikayesi vardır. Biraz bahseder misin?

Ömer Faruk Özcan: “Sufi Aşk” albümüm, biri bana ait olmak üzere 3 yeni beste, 3 tanesi TRT repertuvarında yer alan sanat müziği eser, biri halk müziği türkü ve 4 tane de anonim ilahiden oluşan 10 eserlik nir Tasavvuf albümü… Albümün en göze çarpan özelliği, şarkı formunda bestelenmiş sanat müziği eserler olmasına rağmen, güfteleri itibarıyla sufi hislerle ve ilahi aşk ile yapılmış eserlerin de içinde olduğu bir albüm olması. Bunların en dikkat çekici olanı Sadettin KAYNAK’ın bir sabah namazı vaktinde rüyasında kendisini Ravzayı Mutahharede görüp, bunun üzerine Peygamber efendimiz için bestelediği “Muhabbet bağı” eseri. Herkesin dilinde olan fakat bu yönünü hemen hemen kimsenin bilmediği bu şarkıyı ruhuna uygun olarak bir tasavvuf albümünde okumak ilk kez bize nasip oldu. Albümümüzün bu hikayesi de ulusal medyada oldukça ses getirdi.

Samet Tosun: İlk klip ilk heyecan, ‘’Hak şerleri hayr eyler’’ in çekimlerinden bahsedelim, bizlere anlatırmısın?

Ömer Faruk Özcan: İlk klibimizi benim bestem olan “Hakk şerleri hayr eyler” eserine çektik. Kilbimizi stüdyo ortamında Kemal KEKEVA’nın yönetmenliğinde gerçekleştirdik. Oldukça heyecan verici ve keyifli bir çalışma oldu ve epey beğenildi.

Samet Tosun: Yeni projelerden konuşalım birazda, varmı müzikseverleri bekleyen yeni sürprizler ?

Ömer Faruk Özcan: En fazla maxi single çalışmasından öteye geçilmeyen müzik piyasasında büyük emeklerle hazırldığımız 10 eserlik albümümüzün bir süre daha takdir görmesi öncelikli hedefim. Ramazan ayı boyunca yaptığımız bir çok farklı şehirdeki konserlerimizde eserlerimizi halkımızla paylaşma imkanı bulduk. Fakat önümüzdeki süreçte herkese hitap edecek bir eseri single olarak çıkarmak istiyorum. Çünkü programlarımda Türk Müziğinin her tarzından eserler seslendiriyorum. Bunun yanında “Bir İz Bırakanlar” isimli şiir ve müziği bir arada sunan, gençlerimizde milli ve manevi bir şuur oluşturmayı amaçlayan kültürel etkinlik projemizi de Türkiye’nin birçok yerinde sunacağız. Bu proje beni çok heyecanlandırıyor. Kültür hayatımıza çok önemli katkıları olcağını düşünüyorum.

Samet Tosun: Kimleri dinliyorsun, eğer teklif gelirse bir proje albümde yer almak ister misin?

Ömer Faruk Özcan: Nitelikli olarak hazırlanan her tür yeni çalışmayı dinlemekle beraber, açıkçası hala eski sanat müziği ve halk müziği kayutlarını dinlemekten çok daha fazla keyif aldığımı söylemeliyim. Müzik kültürümüze katkısı olacak her projede yer almakran da onur duyarım.

Samet Tosun: Elinde bir imkan olsaydı dünyaya nasıl bir mesaj vermek isterdin ?

Ömer Faruk Özcan: İmkanım olsa verebileceğim mesaj ancak Yavuz Sultan Selim’in veciz sözünü tüm insanlara aktarmak olurdu; “Demine demlenip olma mağrur, gamına gamlanıp olma mahzun. Ne dem bâki, ne gam bâki. Edep ya Hu!!!”…

Samet Tosun: Kitaplarla aran nasıl? En son hangi kitabı okudun?

Ömer Faruk Özcan: Kitap okumayı hobi değil hayatın gerekliliği görenlerdenim. Son okuduğum kitap Mustafa ARMAĞAN’ın yazdığı “İnsan yüzlü şehirler”

Samet Tosun: Kahvenin günlük hayatındaki yeri hakkında neler söylemek istersin ?

Ömer Faruk Özcan: Çok zengin bir kahve kültürüm yok mâlesef. Fakat son zamanlarda sade içmeye alıştığım türk kahvesini, eşimle birlikte evde olduğumuzda, günde bir fincan da olsa tüketme alışkanlığı edindik.

Samet Tosun: Son olarak da DS kültür sanat hakkında neler söylemek ister siniz ?

Ömer Faruk Özcan: DSKültür Sanat; hem müzik gündemini rakip ettiğimiz, hem de edebiyat ve sinema dallarında günceli yakaladığımız, kültür ve sanat haberciliğinde büyük katkılar sunan bir digital medya organı oldunuz. Emeklerinize sağlık diyorum.

Samet Tosun: Bu güzel ve bir okadar keyifli sohbet için teşekkür ederiz. İnşallah daha güzel yerlerde görüşmek dileğiyle.

Ömer Faruk Özcan: Kendimi ve müzik çalışmalarımı anlatma fırsatı sunduğunuz için ben size çok teşekkür ederim. Yepyeni çalışmalar ve kültürel projelerde buluşmak dileğiyle tüm okurlara ve müzik severlere selâm ve muhabbetlerimi arz ederim…



Devamını oku

Röportaj

Cumhur Çiğci: Ben aşkı bu yüzden güvercinlere benzetiyorum.

Dskultursanat

Yayınlanma tarihi

-

Söz yazarı, besteci ve yazar Cumhur Çiğci, hakkında merak edilenleri cevaplamak üzere bu hafta bizlerle birlikte.



Samet Tosun: Merhabalar Cumhur bey, öncelikle bizleri kırmadığınız için çok teşekkür ederiz. Bize biraz kendinizden bahseder misin? Cumhur Çiğci kimdir?

Cumhur Çiğci: Ben teşekkür ederim. 1982 bursa doğumluyum, yazar şair şarkı sözü yazarı ve kuaförüm. ilk kitabım kimsesiz kimseye sevdalı kimse şiir kitabım. Ardından vişne çürüğü roman kitabım raflarda yerini aldı. Bu iki kitabı hazırlarken için içinde şarkılar cıktı bir kaç söz ve bestesi ardından bir diğer müzisyen ve değerli besteci arkadaşlarımla da ortak şarkılarımızı dinleyicilerimize sunduk.

Samet Tosun: Peki yazmaya nasıl başladın ? Yeni kitabını ilk olarak eline aldığında neler hissettin ?

Cumhur Çiğci: Yazmaya 15 yaşında başladım. O zaman ilk aşka ilk sevgiliye yazılan mektuplar vardı. Yazdığım mektupların karşılığı gelmeyince. kendime mektup yazardım. Sonra kendime mektup yazmaktan da vazgeçtim. Her şey şiire dönüştü. ilk kitabımı elime aldığımda çok duygulandım. insanın hayalini kurduğu ilk basamağı atmak çok özel ve güzeldi.

Samet Tosun: Edebiyat sence bir terapi midir ?

Cumhur Çiğci: Felsefe insanın iç dünyasıyla alakalı. Her insanın kimyası, bakış açısı farklıdır. mesela benim iç dünyamda müzik terapidir. Müzik beni tedavi ediyor bende müziği tedavi ediyorum.

Samet Tosun: Seni en çok ne mutlu eder ?

Cumhur Çiğci: Gün içersin de bir çok cumhur’um, şiir yazan, roman yazan, şarkı yazan, kuaförlük yapan cumhur’um. Hepsi birbirinden farklı, hepsini ayrı ayrı seviyorum . Hepsini topladığın ise mutsuzluğun la mutlu olmaya öğrenen biri çıkıyor. Cumhurlar benle mutlu. Bende cumhurla mutluyum.

Samet Tosun: Yazma süreci nasıl gerçekleşiyor ? yazarken olmazsa olmazım dediğin şeyler var mı?

Cumhur Çiğci: Ben bugün kitap yazayım. Yada şarkı yazayım diye bir şey yok, insanın içinde bazen birikimler oluyor ve bu birikimler ilhamla duyguyla zekayla birleşince muhakkak ortaya bir şey çıkıyor. Yazmak hapşırmak gibidir geldi mi tutamıyorsun.

Samet Tosun: Aşk’ta gurura yer var mı? Neden?

Cumhur Çiğci: Aşkta gurur yok . Aşk özgür olmalı. Mesela bir güvercin kafeste güzel gözükmez. Günlerce o kafeste sefa sürmez. güvercin kafesten çıktığında gökyüzünün mavisinde dolaştığında o kadar güzelleşir ki kendine hayran bırakır. Günlerce kafeste tuttuğun için güvercin sana kızıp başka çatılara konsada. Dönüp dolaşacağı yer yine senin çatındır, o kafese gireceğine bile bile sana gelir. Ben aşkı bu yüzden güvercinlere benzetiyorum. Aşka sahip olunmaz çünkü aşk eşya değildir. Aşk özgürlüktür.

Samet Tosun: Hayatında burası benim için viraj dediğin bir yer var mı ?

Cumhur Çiğci: Vişne çürüğü kitabım diyebilirim. Açık konuşmak gerekirse yazarlık deliliktir. Çünkü yaşanmışlıklar yaşanmamışlıklar ve yaşamak isteyip te yaşayamamayı yazmak deliliktir. Kabul ediyorum deliyim. önümde elbette zorlu virajlar var. Ama Allah bana bu lütfu sunduysa açılan her kapı benim için bir dönüş noktası.

Samet Tosun: Hayatının bir dönüm noktasında sana eşlik eden şarkılar hangileriydi?

Cumhur Çiğci: Yıldız Tilbe ve Sezen Aksu’nun bütün şarkıları. Ama tek şarkı diyecekseniz yıldız yok benim ”buz kırağı” şarkısı, ve o şarkının notası kolumda dövme olarak bulunmaktadır.

Samet Tosun: Elinde bir imkan olsaydı dünyaya nasıl bir mesaj vermek isterdin ?

Cumhur Çiğci: Hepimiz bu dünyada uyuyoruz ölünce uyanacağız. Uyandığımızda ne güzel bir rüyaydı diyebilecek kadar iyi kalpli olalım.

Samet Tosun: Kitaplarla aran nasıl? En son hangi kitabı okudun?

Cumhur Çiğci: Kitaplarla aram iyidir, en son Cezmi Ersöz’ün ”şizofren aşkın günlükleri” kitabını okudum.

Samet Tosun: Kahvenin günlük hayatındaki yeri hakkında neler söylemek istersin ?

Cumhur Çiğci: Kahve günlük hayatımın vazgeçilmezleri arasında, kahvenin yanına müzik ve dostlar eklenince tadı bir başka güzel oluyor.

Samet Tosun: Son olarak da DS kültür sanat hakkında neler söylemek ister siniz ?

Cumhur Çiğci: DS Kültür Sanat ekibine bu yola çıktığım ilk günden bugüne bana destek oldukları için öncelikle sonsuz teşekkürlerimi sunmak istiyorum, hep var olun. İnternet’te böyle bir eksik vardı zaten, ve bu eksiği DS Kültür Sanat’ın tamamladığına inanıyorum.

Samet Tosun: Bu güzel ve bir o kadar keyifli sohbet için teşekkür ederiz. İnşallah daha güzel yerlerde görüşmek dileğiyle.

Cumhur Çiğci: Ne demek asıl ben teşekkür ederim 🙂

Röportaj: Samet Tosun – DS Kültür Sanat
Mail: [email protected]



Devamını oku

Röportaj

Erhan Gürel: Bir düet yapacak olsam, bu kesinlikle Merve Özbey olurdu

Dskultursanat

Yayınlanma tarihi

-

O Ses Türkiye ile hayatımıza giren, genç ve başarılı bir isim Erhan Gürel, hakkında merak edilenleri cevaplamak üzere bu hafta bizlerle birlikte.



Samet Tosun: Merhabalar Erhan Bey, öncelikle bizleri kırmadığınız için çok teşekkür ederiz. Bize biraz kendinizden bahseder misin? Erhan Gürel kimdir?

Erhan Gürel: Manisa’nın Turgutlu ilçesinde 9 temmuz 1993 yılında dünyaya geldim. İlk öğretimimi devlet okulunda ardından orta öğretimimi kolej de okuyup lise’yi meslek lisesi torna tesviye bölümünde okudum. 4 kardeşiz. Kardeşler arasında En küçükleri benim. Şu anda müzik dışında başka bir şeyle ilgilenmiyorum.

Samet Tosun: O Ses Türkiye” yarışmasına katılmanın kariyerine ne gibi etkisi oldu?

Erhan Gürel: O Ses Türkiye yarışması bana sahne konusunda özgüven getirdi diyebilirim. Müzik hayatıma bir renk kattı ve benim için çok güzel bir tecrübe oldu. Sahnelerim arttı. Yeni insanlar tanıdım hepsi birbirinden iyi. Yeni yerlerde sahne aldım. Bir sürü programlara davet edildim. Siz değerli insanlarla tanıştım en önemlisi. Bu ve buna benzer bir sürü güzel şeyler.

Samet Tosun: Eğer bir düet yapma şansın olsa, kiminle gerçekleştirmek istersin?

Erhan Gürel: Bir düet yapacak olsam, bu kesinlikle Merve Özbey olurdu. Bunun nedeni ise kişiliğine ve sanatına duyduğum hayranlıktır.

Samet Tosun: Müzik sektöründe ön plana çıkmak için ses dışında görüntünün de önemli olduğunu düşünüyor musun?

Erhan Gürel: Tabiki de önemli. Sahne de yapılacak olan dansa yakışmak gerektiğini düşünüyorum.

Samet Tosun: Müziğin hayatındaki yeri ve önemi nedir?

Erhan Gürel: O olmazsa yaşayamam diyemem 😂 Ama yeri bende ayrı. Çünkü benim gibi bir sürü müzisyen arkadaşlarımın ne yazık ki torpili olmazsa bir yerlere gelemedikleri ortada o yüzden tadında seviyorum müziği.

Samet Tosun: Herhangi bir ünlüyle aklına gelen ilk hikâyeniz?

Erhan Gürel: Şarkıcı Kutsi ile bir prodüksiyon şirketinin mutfağında kuru fasulye pilav yemiştik 😂

Samet Tosun: Peki yeni projelerin var mı ? varsa biraz anlatır mısın ?

Erhan Gürel: Tabiki de yeni projelerim var. Yazmış olmuduğum şahsıma ait şarkılarım var, inşallah kısa bir zaman içerisinde güzel projelerle müzikseverlerle olacağım.

Samet Tosun: Peki gündelik hayatında nasıl birisin ? Neler Yapıyorsun ?

Erhan Gürel: Şunu bunu yapıyorum diyemem. Normal insanlar gibi bende hayatımı sürdürüyorum. Cevaplarım kısa ve net gelebilir normal monoton yaşamıma devam ediyorum 🙂

Samet Tosun: Elinde bir imkan olsaydı dünyaya nasıl bir mesaj vermek isterdin ?

Erhan Gürel: Kardeşliği, birliği ve beraberliğe değinen bir mesaj verirdim.

Samet Tosun: Kitaplarla aran nasıl? En son hangi kitabı okudun?

Erhan Gürel: Kitaplarla aram pek iyi sayılmazdı bir kaç ay öncesine kadar ama şu ara iyiyim. Zevkle okuduğum bir kitap var ”şeytanın eli” isimli, gerilim sevenlere tavsiye edebilirim.

Samet Tosun: Kahvenin günlük hayatındaki yeri hakkında neler söylemek istersin ?

Erhan Gürel: Kahvenin günlük hayatımdaki yeri oldukça önemli onsuz kendime gelemiyorum gergin ve mutsuz oluyorum kahve olmadan bu beden bi hiç diyebilirim 🙂

Samet Tosun: Son olarak da kültür sanat hakkında neler söylemek ister siniz ?

Erhan Gürel: Kültürün ve sanatın konusulduğu yerde edep, adap, ahlak ve saygı vardır. Sitenizde bu saydıklarıma örnek bir kuruluştur. Bana bu keyifli röportaj da yer verdiğiniz için çok teşekkür ederim.

Samet Tosun: Bu güzel ve bir okadar keyifli sohbet için teşekkür ederiz. İnşallah daha güzel yerlerde görüşmek dileğiyle.

Erhan Gürel: Ben teşekkür ederim 



Devamını oku

Trend