Takip Edin

Röportaj

İlkay Kıyak: İzmir’li; dürüsttür, sıcaktır, samimidir

Dskultursanat

Yayınlanma tarihi

-

Televizyon ve Radyo dünyasının sevilen isimlerinden İlkay Kıyak hakkında merak edilenleri cevaplamak üzere bu hafta bizlerle birlikte.



Samet Tosun: Merhabalar İlkay hanım, öncelikle bizleri kırmadığınız için çok teşekkür ederiz. Sizi ekranlardan tanıyoruz peki bize biraz kendinizden bahseder misiniz ?

İlkay Kıyak: Merhaba! Hoş geldiniz. Çok teşekkür ederim. Sağ olun. 🙂 İzmir doğumluyum. Hassas ve duygusal biriyim. Örgü örmeyi ve kitap okumayı seviyorum. El sanatlarına çok meraklıyım. Sevdiğim işi yaptığım için kendimi çok şanslı buluyorum. Hayvanları, doğayı çok seviyorum. Fast food tarzı yiyecekleri sevmem. Günde iki tane bol köpüklü Türk kahvesi içerim. Doğal olan her güzelliği severim. 🙂 Gülmeyi çok seven biriyim.

Samet Tosun: Hayatınızda televizyonla tanışmanız ne zaman oldu. Ve neden televizyon ?

İlkay Kıyak: Çalışma hayatımda televizyonla tanışmam, Türkiye’nin ilk yerel televizyonu olan SKY TV’de oldu. Çocukluğumdan beri spiker olmayı çok istiyordum. Derslerimi hep haber sunar, gibi çalışırdım. TRT’nin tek kanal olduğu dönemlerde yaşıtlarım çizgi film beklerdi, ben haber saatini… 🙂 Spikerin haber sunumunu dikkatle takip ederdim. Açılışa, sunuma ve kapanışa… Önemli günlerde Türkçe öğretmenlerim, sesimin ve türkçemin güzel olduğunu söyleyerek, hep ismimi yazardı. (23 Nisan, 19 Mayıs, 30 Ağustos, 29 Ekim, 10 Kasım, 24 Kasım )Ben de yazı, şiir hazırlardım ve okurdum. 1999 yılında Spikerlik ve Sunuculuk kurslarına katıldım. 9 aylık ve sıkı bir çalışmaydı. Ben kursa devam ederken Tv’den, haber alt sesi okuyacak birine ihtiyaç olduğu söylenmiş ve eğitmenimiz de beni önermiş. Deneme kaydı yapıldı ve ertesi gün televizyonda haber alt sesi olarak başladım. Daha sonra Radyo Haberlerini kendim hazırlayıp, okudum. Ara haber ve ana haber sundum. Sonrasında, TRT’de seslendirmelerde bulundum. EGE TV’de haber spikeri, program yapımcı ve sunucusu olarak yaklaşık on yıl çalıştım. Stüdyoya girince başka bir dünyanın kapısı benim için açılıyor. O kapı da, beni çok mutlu ediyor. O yüzden Televizyonu çok seviyorum. Ekrandan hiç tanımadığım evlere konuk oluyor ve yüreklerine dokunuyorum. Onların Kardeşleri, kızları, torunları oluyorum. 🙂

Samet Tosun: Elinizde bir imkan olsaydı bugünde yine televizyon der miydiniz yoksa başka bir meslek seçer miydiniz?

İlkay Kıyak: Asla başka bir meslek düşünmezdim. Yine Televizyon, yine haber, yine program. Ve yine mikrofon. O yüzden çok şanslıyım.

Samet Tosun: Meslek hayatınızda unutamadığınız sizi etkileyen bir olayla karşılaştınız mı?

İlkay Kıyak: Canlı yayında depreme yakalandım. İlki 15.30’da ara haber sunarken, ikincisi sabah programını sunarken, ki bu çok şiddetliydi. Konuğum bile tedirgin oldu. Ben sanki bir şey olmamış gibi “Hocam deprem oluyor, biz devam edelim” dedim ve konuğum şaşkın, ürkek devam ettik. İki saat için internete, ertesi günde bütün ulusal kanallarda haberim yapıldı. “Soğukkanlı Spiker” diye. 🙂

Samet Tosun: İş hayatı dışında neler yaparsınız?

İlkay Kıyak: Tiyatro, konser ve sinemaya giderim. Evde dinlenmek iyi geliyor. Örgü örmek inanılmaz terapi. Otomobil Sporları ile uğraştım. 10 yıl hakemlik yaptım. İki yıl da Co-Pilot olarak yarıştım. (Rallide; Birincilik ve üçüncülük kupalarım var 🙂 )

Samet Tosun:Kitapları sevdiğinizi biliyoruz, hangi tür kitaplar okursunuz? Ve en son hangi kitabı okudunuz?

İlkay Kıyak: Roman, öykü, anı ve tarih kitaplarını seviyorum. Ayşe Kulin’in bütün kitaplarını okudum. Zülfü Livaneli aynı şekilde. En son arkadaşımın hediyesi olan iki kitap, “Papatya Kokan Kadın” ve Zülfü Livaneli “Serenad”. Şu an okuduğum “Ikigai-Japonların Uzun Ve Mutlu Yaşam Sırrı” ve Sabahattin Ali’nin “Kürk Mantolu Madonna”. Bu gün bir konuğum, Grigory Petrov’un “Beyaz Zambaklar Ülkesinde” kitabını hediye etti. Sırada o var. 🙂

Samet Tosun:Peki bu hayatta neyi kaybetmekten çok korkarsınız ?

İlkay Kıyak: Heyecanımı… Vicdan, merhamet, insanlık kaybedilmez. Kaybedilmemeli… Ve de en önemlisi sağlık. Çünkü sağlıklı olunca yapmak istediğinizi yapabilir, sahip olmak istediğinize sahip olabilirsiniz. 🙂 Yapmak istediklerimin heyecanını kaybetmekten.

Samet Tosun: İnsanlarda şikayetçi olduğunuz bir takım hal ve hareketler illaki vardır, peki nedir bunlar?

İlkay Kıyak: Hep şikayetçi olmaları. Hiçbir şeyden mutlu olmamaları. İş yapmaktan, birşeyler üretmekten kaçınmaları. Hazıra konmaları. Sevgilerini, paralarını, yeteneklerini birileriyle paylaşmamaları. Hayatın mutlu yönlerini görüp, şükretmemeleri. Bir içten gülümseme ile sorunların çözülebileceğini, bilmemeleri. Sinemada, konserde saygılı davranmamaları ve başkalarını rahatsız etmeleri. Gerek konuşarak gerekse koltuğa ayaklarını vurarak. 🙂

Samet Tosun: Ya İzmir, İzmir sizin için ne ifade ediyor?

İlkay Kıyak: Ege’nin incisi İzmir, benim için cennet. Harmandalı oynayan erkeğe vurulmaktır. Efe Yürekli Anneye sahip olmak. Efe soyundan gelmektir. İzmirli olmak demek ota, çim olarak değil yemek olarak bakmaktır. Gördüğü her otu toplayıp, afiyetle yemektir. (Hatta bazen çiğ bile 🙂 ) İzmir’li olmak; gevreğe simit, çiğdeme çekirdek diyene kızmaktır. Kumrunun kuş olmadığını anlatmaktır. Sarma ve dolma ne demek, bilmektir. Domat diyen köylüye gülümsemektir. İzmir’li; dürüsttür, sıcaktır, samimidir. İnsan yaşadığı şehre benzer,bu yüzden İzmirli’ler hep güzeldir. 🙂

Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi, “Ben bütün İzmir ve İzmirlileri severim. Güzel İzmir’in temiz kalpli insanlarının da beni sevdiklerinden eminim…” sözü İzmir insanın sıcak olduğunu kanıtlar.

Samet Tosun: Kahve denince aklınıza ilk gelen şey nedir ?

İlkay Kıyak: Türk kahvesi denince akan sular durur. 🙂 Benim için vazgeçilmez bir tutkudur. Sevdiklerimle, arkadaşlarımla yaptığım sohbetlerin, sabah keyiflerinin, gün içerisinde yaptığım molaların en güzel yoldaşıdır, Türk kahvesi… Olmazsa olmazım. Aceleyle, öyle ayak üstü içilmez. Keyifle, mutlulukla içilmelidir. Bunun yanında kahvenin sunumu, içilmesi gibi özenli olmalıdır. Bol köpüklü sevgiyle yapılmış, orta Türk Kahvesi, tadıyla, sunumuyla paha biçilemez… Dostluk, sıcak ve samimi sohbet de eklendi mi?

Samet Tosun: Son olarak da kültür sanat hakkında neler söylemek ister siniz ?

İlkay Kıyak: İnsanı insan yapan değerlerin başında, kültürümüze, sanatımıza ve tarihimize sahip çıkmak gelir. Kültür ve sanatla işlenmiş bir hayat, olmalı. Çocuklar, gençler, aileler yönlendirilmeli. Toplumun aydınlatılmasında, Kültür ve sanatın önemli bir rolü vardır. Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi, “Sanatsız kalan bir toplumun hayat damarlarından biri kopmuş demektir.” sözü, büyük bir anlam yüklüdür. Kültür ve sanatın ön plana çıkmasıyla, insanlar daha yaratıcı olur ve toplumsal olayları daha farklı yorumlar. Bir şehrin marka olabilmesi, kültüre önem vermesiyle olur.

Samet Tosun: Bu güzel ve bir okadar keyifli sohbet için teşekkür ederiz. İnşallah daha güzel yerlerde görüşmek dileğiyle.

İlkay Kıyak: Ben teşekkür ederim. Çok keyifli oldu. İnsan sevdiği mesleği yaparsa hep mutludur. Kolay gelsin. Sevgi tohumları hepimizi sarsın. Yüreklerde ve yüzlerde hep gülümseme olsun… 🙂



Röportaj

Bülent Özdemir: Bir insan kendisini kandırıyorsa başka hiç kimseyi kandıramaz.

Dskultursanat

Yayınlanma tarihi

-

Yazar Bülent Özdemir yeni kitabı ve hakkında merak edilenleri cevaplamak üzere bu hafta bizlerle birlikte. Öncelikle bizleri kırmayarak davetimizi kabul ettiğiniz için çok teşekkür ederiz.



Samet Tosun: Bize biraz kendinizden bahseder misiniz ? Bülent Özdemir kimdir ?

Bülent Özdemir: Tabikide. 1972 İstanbul Beyoğlu doğumluyum. Bir mahalle esnafının oğluyum. 1996 da İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nden mezun oldum. Askerliğimi Asteğmen olarak Ankara da tamamladım. Son olarak İstanbul Üniversitesi’nde İşletme Bölümü’nde Yüksek Lisansımı tamamladım. Dış ticaretle uğraşmaktayım ve Çocuklarım var.

Samet Tosun: İş dışında neler yapıyorsunuz ?

Bülent Özdemir: İki firmam ve 11 çalışanım var. İş, hayatımın oldukça büyük bir bölümünü kapsıyor. Çalışanlarıma, müşterilerime karşı olan sorumluluklarım ciddi anlamda yoruyor aslında. Ama yine de insan zamanla kendine vakit ayırmayı öğreniyor. Müze ve sanat galerilerine gidiyorum. Tiyatro ve sinema olmazsa olmaz. Ama belki de iş dışındaki en önemli uğraşım Ali Ural Hocam’ın yazarlık atölyelerinden Cuma Atölyesine devam etmek diyebilirim.

Samet Tosun: Yeni kitabınız ‘’Hiç ve Her Şey’’ hakkında neler söylemek istersiniz?

Bülent Özdemir: Üniversite yıllarında İranlı bir sosyolog olan Ali Şeriati’nin “İnsan” kitabını okumuştum. Orada insan hayatındaki iniş ve çıkışları kalp elektrosuna benzeten bir bölüm vardı. Şöyle diyordu Şeriati, “İnsan ruh ve çamur arasında sürekli gider gelir. Kalp elektrosundaki yukarı çıkan çizgi sizin ruha yakınlığınızı, yani manevi anlamdaki huzur ve mutluluğunuzu temsil ederken, aşağı inen çizgi çamurla olan bağınızı yani başarısızlıklarınızı, kötülüklerinizi egonuzu temsil eder. Ve bu çizgi hiç düz gitmez. Çünkü bu ölüm demektir. Ali Şeriati’ye atıfta bulunarak ben de şunu söyleyebilirim. Ruhunuza yöneldiğiniz yüceldiğiniz zaman “Hiç” olduğunuz zamansa, dünyaya, hayata ve içindeki her şeye yöneldiğiniz zaman da “Her Şey” olduğunuz zamandır. Kitabım Adem’den beri değişmeyen insanı anlatıyor efendim.

Samet Tosun: Peki eleştiriye açık bir yapınız var mı ?

Bülent Özdemir: Bir insan kendisini kandırıyorsa başka hiç kimseyi kandıramaz. Yok ama kendini kandırmıyorsa o zaman hemen herkesi kandırabilir. Ben eğer kendimi kandırsaydım bu kitap olmazdı.

Samet Tosun: Bu hayatta sizi heyecanlandıran şey nedir?

Bülent Özdemir: Bunun cevabını aslında kitabımda vermiştim. “Aslında ne çok heyecanı var hayatın…” diye başlayan mısrada. Ama insan belli bir yaşa gelince hiçbir şey den heyecan duymayacağını düşünüyor. Ve ne zaman böyle düşünsem heyecanlanacak bir şeyler oldu. Çocuklarım mesela. 45 yaşında 5. Çocuğumun doğumu gerçekten çok heyecan vericiydi. Artık heyecan verici bir şey olmaz derken Hiç ve Her Şey doğdu. “İçinde olmadığın bir dünyaya sahip olmak ya da bir kaderin yokken yaşamak istemek” sanırım doğru cevap bu.

Samet Tosun: Gelelim can alıcı konuya Aşk’a nasıl bakıyorsunuz? Aşk kelimesi sizin için ne ifade ediyor ?

Bülent Özdemir: Bundan 10 yıl önce yaşadığım bir olayı anlatmak istiyorum müsadeniz varsa. Uzun zamandır alacağım olan bir müşterim vardı. Bir gün telefon açtı ve beni ödeme yapmak için ofisine çağırdı. Temmuz ayı ve hava çok sıcaktı o yıl. Veznecilerde müşterim, arabaya bindim ve gittim. O zaman henüz metro inşaatı yeni başlamıştı ve Veznecilerde yolun kenarında bir yere arabayı bırakıp gittim yanına. Neyse ödemeyi aldım ve arabama geri geldim. Tam arabaya bindim çalıştırıcaktım ki yolun kenarında yaşlı bir teyzenin çorap, patik ve mendil olan yerdeki tezgahına ilişti gözüm. Hazır da uzun zamandır alamadığım parayı almışım sevinmişim. Teyzeyi de sevindirmek istedim. İndim ve yanına gittim. Özenle çorap, patik ve mendil seçtim ve uzun zamandır aradığım şeyler olduğunu ama bulamadığımı söyledim. Hesapladı yaşlı teyze 20 lira tutuyordu alacaklarım. 100 Lira uzattım. Siftah etmedim oğlum o parayı bozamam dedi. Hani o bilindik iç ses vardır ya. Bak sen geldin vermek istedin ama bozuğu yokmuş, hem arabanın da camları açık hadi bin git dedi. Yok olmaz dedim. İster inanın ister inanmayın yarım saat boyunca Veznecilerde 100 lirayı bozduramadım. O iç ses ha bire hadi git artık derken. Ben tam tersi gittim bir köfteciye oturdum ve köfte siparişi verdim. Tam köfte hazırlanmışken, kalkmam gerektiğini o yüzden paket yapmalarını söyledim. Ve 100 lirayı uzattım. Bozuk yok dedi. Bende de yok dedim. Artık para bozdurmak köftecinin işi olmuştu ve o benim yapamadığımı yaptı. Parayı bozdurdu ve bana üzerini verdi. Şimdi elimde bir de köfte ayran vardı. Teyzenin yanına geldim tekrar. 20 lirayı uzattım poşetimi aldım. Tam arabaya oturdum. Bu arada köfte kokusu arabayı sardı tabi. Tekrar indim aşağıya ve teyze ben bu köfteyi aldım ama acele işim var gitmem gerek. Bu sıcakta bozulacak sana bıraksam acaba olur mu dedim. Siftah etmeyen teyzem meğerse o saate kadar hiçbir şey yememiş. Ben yesem olur mu dedi. Sen bilirsin dedim ve ayrıldım yanından.

Vermeye çalışmak değil.
Veriyormuş gibi yapmak hiç değil.
Verdim sayılır demek de değil.
Sorunuzun cevabına gelecek olursak.
Aşk mı?
Aşk gerçekten vermektir efendim. Gerçekten vermek.

Samet Tosun: ilk olarak ne zaman ben kitap yazmalıyım dediniz?

Bülent Özdemir: Dünyayı bir çembere benzetiyorum ben ve buna da kader diyorum. Ve siz bu çemberin farkına varınca ne hikmetse daralmaya başlıyor bu çember. Daraldıkça farkında olduğunuz ve sizi rahatsız eden her şeyle çok daha yakınlaşmaya başlıyorsunuz. Yakınlaştıkça rahatsızlığınız artıyor, rahatsızlığınız arttıkça çember daha da çok daralıyor. Ve asıl imtihan efendim, bu anlamsızlığa tahammül etmek başlıyor. Tahammül etmeye başlayınca bunu anlatmak istiyor insan. Kitap yazmalıyım demedim hiç hep tahammül etmeye çalıştım. Sanırım o arada kitap yazıldı.

Samet Tosun: Yazarken sizi motive eden bir şeyler varmı?

Bülent Özdemir: “Zalimleri seviyor kulların, kötülüğü yaymak için neye ihtiyacın var “insan”dan başka. İnsan efendim neye ihtiyacım olur ki başka.

Samet Tosun: Okumayı sevdiğiniz ve ilham aldığınız yazarlar varmı?

Bülent Özdemir: Rainer Maria Rilke, Virginia Woolf, Giovanni Papini, Marcel Proust, Ahmet Hamdi Tanpınar, Peyami Safa, Yusuf Atılgan ve Ali Ural daha fazlası da vardır ama sanırım başucu kitapları bu yazarlara aittir.

Samet Tosun: Kahvenin günlük hayatındaki yeri hakkında ne söylemek istersin ?

Bülent Özdemir: Kahveyi çok severim hemen her türünü. Ve ister istemez yine insana benzetirim. Nasıl ki kahvenin çekirdeği bir taneyken, öğütülmesinden pişirilmesine ve içim şekillerine varana dek dünyanın dört bir yanında farklı farklı ise. Alın size insan işte Ademden beri hiç değişmediği halde. Çeşit çeşit değil mi.

Samet Tosun: Ve son olarak DS Kültür Sanat okurları için neler söylemek istersiniz ?

Bülent Özdemir: Öncelikle teşekkür ederim. DS Kültür Sanat’a ve değerli okurlarına. Zor bir yolculuğa çağırıyorum. Üzgünüm ama gerçek bu. Tüm evreni keşfe çağırıyorum Hiç ve Her Şey’le. Tahammülü imtihan bilen ve farkında olarak yaşamak zorunda olan insanlar için bile zor bir yolculuk.

Samet Tosun: Tekrardan çok teşekkür ederiz, bizleri kırmayarak nazik davetimizi kabul ettiğiniz için. İnşallah daha güzel yerlerde tekrardan görüşmek dileği ile hoşçakalın.

Bülent Özdemir: Ben de teşekkür ederim. İnsanın belki de en zor zamanı bu zaman. Ve sizin yaptığınız bu zorluk içinde anlamsızlıkla mücadele eden insanlara bir pencere açmak. İnanın çok kıymetli bir şey yapıyorsunuz. Varolun.


Devamını oku

Röportaj

Burak Bozdemir: Benim için siyaset; Devletin imkanları ile halka en iyi bir şekilde hizmet etmektir

Dskultursanat

Yayınlanma tarihi

-

Milliyetçi Hareket Partisi Ahmetli Belediye Başkan Aday adayı olan Burak Bozdemir ile kendi hayatından, siyasetten ve hakkında merak edilenleri konuşmak üzere bizlerle birlikte. Öncelikle bizleri kırmayarak davetimizi kabul ettiğiniz için çok teşekkür ederiz.


Samet Tosun: Bize biraz kendinizden bahseder misiniz ? Burak Bozdemir kimdir ?

Burak Bozdemir: 1990 tarihinde Manisa’nın Ahmetli ilçesinde dünyaya geldim. 9 yaşında ülkü ocakları ile tanıştım. 14 yaşından itibaren minder’de ve yağlı güreş olmak üzere iki kategoride müsabakalara katıldım. Bu müsabakalar çerçevesinde Manisa 1.liği, Ege Bölge 1.liği ve Türkiye 5.liği olmak üzere 3 adet derecem bulunmaktadır.

Lise öğrenimimi Salihli anadolu ticaret meslek lisesinde tamamladım. Üniversite hayatımda ilk olarak Celal Bayar Üniversitesinde bilgisayar programcılığı okudum. Devamında ise Anadolu üniversitesi işletme fakültesini bitirdim. Ankara genel merkezde Milliyetci hareket partisi Liderlik ve siyaset okulunu tamamladim.

Bugüne kadar siyasetin her kademesinde bi fiil aktif olarak görev aldım. 1 yıl ülkü olacakları başkanlığı, Milliyetçi hareket partisi ilçe teşkilatında ilçe muhasibi ve ilçe başkan vekilliği gibi görevlerde bulundum.

Son olarak’ ta görevimden istifa ederek Ahmetli belediye başkan aday adaylığına başvuru yaptım. 5 yıldan bugüne de Manisa büyük şehir belediyesi Ahmetli hizmet binasında halkla ilişkiler sorumlusu olarak çalışmaktayım. Halk’la iç içe olmaya devam ediyorum.

Samet Tosun: İş dışında gündelik hayatınızda neler ile meşgul oluyorsunuz ?

Burak Bozdemir: İşten arta kalan zamanlarda, halkla iç içe olmaya devam ediyoruz. Siyaset hayatımın her alanında zaten onun dışında sportif ve kültürel aktivitelere katılmak, seyehat etmek, kitap okumak diyebiliriz.

Samet Tosun: Burak Bozdemir’i 3 kelime ile anlatacak olsan ne dersin ?

Burak Bozdemir: Dik Duruşlu, Güvenilir, Tuttuğunu Koparan.

Samet Tosun: Siyasete bakış açın nedir ?

Burak Bozdemir: Benim için siyaset; Devletin imkanları ile halka en iyi bir şekilde hizmet etmektir. Kişilerin şahsi menfaatlerinden öte devletin ve halkın menfaati önde olmalıdır. Ama şahıs çıkarları önde olduğu için ülke genelinde siyaset çok net yapılamadığı görülmektedir. Devletin vermiş olduğu imkanları halkına götürmek için köprü vazifesi gören, iyi insanlarla siyaset yapmanın değerli, güzel ve anlamlı olduğuna inanıyorum.

Samet Tosun: Peki Aday adaylığı süreciğini nasıl değerlendiriyorsun ?

Burak Bozdemir: Ankara genel merkezimize giderek belediye başkan aday adaylığı başvurumuzu gerçekleştirdikten sonra gerekli temasları tamamladıktan sonra Ahmetli’ye geri dönüş yaparak bir an önce çalışmalara başladık.

  • ”Önceliğimiz her zaman Ahmetli ve Ahmetli insanı oldu.”

Anlayışı ile yollara düştük, 2 aydan fazla aday adaylığım süresince 6 merkez 17 çevre mahalle olmak üzere toplamda 23 mahallemizin muhtarlarını tek tek ziyaret edip hal hatır sorarak ve dertlerini dinleyerek mahallelerimizin sorunlarına çözüm üretmeye çalıştık, bi nebze de olsa faydalı olduğumuza inanıyorum.

Gece gündüz ayırt etmeksizin bir milliyetçi hareket partisinin adayından ziyade Ahmetlinin bir evladı olarak kapı kapı ev ev gezerek dil, din, ırk ve parti gözetmeden hepsinin tek tek kapılarını çalarak biz geldik deyip çayını içip dertlerini dinledikten sonra gönüllerini kazanmaya başladık. Bununla birlikte gece gündüz demeden bizimle birlikte çalışan ve bize yardımcı olan bütün arkadaşlarımızın hepsine canı gönülden teşekkür ediyorum.

Ben inanıyorum ki Ahmetli nüfusunun dörtte birini kısa bir zamanda da olsa gönüllerine girmeyi başardık. Bizler bu insanlara inanarak bu yola çıktık, eğer ki belediye başkanlığını almış olsaydık kapıda yatma özelliğimizden dolayı Ahmetlimize ne getirebiliriz başlığı altında çalışmalara başlayacaktık.

Partimizin ülke genelindeki Cumhur ittifakını desteklemesinden dolayı Manisa’nın Ahmetli ilçesinde Ak partinin adayını destekleme kararı aldı. Bizlerde teşekkür ettik ve ittifakımızın arkasında duruyoruz.

Samet Tosun: Ahmetli seçmeni sana nasıl bakıyor ?

Burak Bozdemir: Halkımızın siyasi görüşü ne olursa olsun, Burak Bozdemir’i milliyetçi hareket partisinin adayı gibi değilde kendi evlatları gibi görmeleri bizleri ziyadesi ile mutlu etti. Siyasi rengimizi bilmelerine rağmen bize hep kucak açmaları ve bizlerinde onları iyi günde de kötü günde de yalnız bırakmamamız bizleri bir bütün haline getirdi diyebilirim.

Samet Tosun: Elinize imkan verilse dünya’ya nasıl bir mesaj vermek isterdiniz ?

Burak Bozdemir: Bütün Türk ve müslüman devletlerinin bir olup diri olup tüm dünyaya karşı dik durmaları, ülkelerin kendi menfaatleri için müslüman kardeşlerimizin katledilmelerine müsade etmemeleri ve son olarak dünyanın her yerinde barış, huzur ortamının sağlanması tek temennim.

Samet Tosun: Kitaplarla aran nasıl ? En son okuduğun kitaplar hangileri ?

Burak Bozdemir: Kitaplarla aram gayet iyi lakin son zamanlarda çok fazla kitap okuyamıyorum. Son okuduğum kitap ise milliyetçi hareket partisi genel başkanı Dr. Devlet Bahçeli’ye yazılmış olan ”Duruş” kitabıdır.

Samet Tosun: Kahvenin günlük hayatındaki yeri hakkında ne söylemek istersin ?

Burak Bozdemir: Kahvenin beyin üzerindeki etkileri belli o yüzden nescafe vb. kahve çeşitlerini pek sevmiyorum. Ama her gün en az bir fincan Türk kahvesi tüketirim.

Samet Tosun: Ve son olarak DS Kültür Sanat okurları için neler söylemek istersiniz ?

Burak Bozdemir: Gazeteciler, yayıncılar ne kadar değerli ve önemli ise okurlar’da bir okadar önemlidir benim için. Tabi burada önemli bir detay tarafsız düşünüp, yazabilmektir. Tüm DS Kültür Sanat okurlarına saygı ve selamlarımı iletiyorum. Yayın hayatınızda başarılarınız daim olsun inşallah.

Samet Tosun: Tekrardan çok teşekkür ederiz, bizleri kırmayarak nazik davetimizi kabul ettiğiniz için. İnşallah daha güzel yerlerde tekrardan görüşmek dileği ile hoşçakalın.



Devamını oku

Röportaj

İbrahim Cuşan: Kendimi Bildim Bileli Farklı Şekillerde Hep Müziğin İçerisinde Oldum

Dskultursanat

Yayınlanma tarihi

-

Türkiye’de ve Dünya’da verdiği konserle adını duyuran sevilen tasavvuf sanatçısı İbrahim Cuşan, hakkında merak edilenleri cevaplamak üzere bu hafta bizlerle birlikte. Öncelikle bizleri kırmayarak davetimizi kabul ettiğiniz için çok teşekkür ederiz. Naçizane nasılsınız?

İbrahim Cuşan: Hamdolsun iyiyim.Ben de bu nazik davetinizden ötürü teşekkür ediyorum.

Samet Tosun: Bize biraz kendinizden bahseder misiniz? İbrahim Cuşan kimdir?

İbrahim Cuşan: Samsun doğumluyum ancak 13 yaşından bu tarafa Ankara’da yaşamaktayım. Duygusal ve çekingen bir karaktere sahibim. Sahne sanatıyla uğraşanlar için pek uygun olmayan bir yapıdır bu aslında ama ben bu yönümün birçok faydasını gördüğümden, açıkçası şikâyetçi değilim. Kafasına koyduğu şeyi hayata geçirmek için mücadele eden ve bunun için usanmadan yılmadan çalışan biriyim. Benim için Zaman, İmkân ve Ortam üçlüsü bir araya geldiğinde başarmak artık zorunlu hale gelmektedir. Zor beğenirim, bu nedenle ailem ve çevrem bu yönde hep şikâyetçi olmuşlardır. Ancak ben bu yönümün, her şeyin en iyisini ve en güzelini yapmaya çalıştığımdan ileri geldiğini düşünüyorum. Samsun 19 Mayıs Üniversitesi İlahiyat Fakültesi mezunuyum. Şuanda Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Türk Din Musikisi Tarihi alanında Yüksek Lisansa devam etmekteyim.

Samet Tosun: Müzik ile uğraşmaya ne zaman başladınız?




İbrahim Cuşan: Aslında bunu tam olarak ben de bilmiyorum. Kendimi bildim bileli farklı şekillerde hep müziğin içerisinde oldum. Tabi kendinizi keşfetmeniz okul yıllarında bu alanda öne çıkartılmanızla oluyor ki ben de Lise döneminde okullar arası düzenlenen yarışmalarda aldığım derecelerle buna kani olmuşumdur. Lise sonrası radyo programı vb. faaliyetlerin içerisinde bir albüm yapma arzusu oluştu ve profesyonel manada ilk çalışmamız olan İlahice Aşk albümünü 2006 yılında çıkartarak bu alanda hizmet etmeye niyet ettik.

Samet Tosun: Peki, İbrahim Cuşan’ın bir günü nasıl geçiyor? Neler yapıyor?

İbrahim Cuşan: Öncelikle müziğin benim mesleğim değil severek yamaya çalıştığım bir alışkanlığım olduğunu ifade etmek isterim. Aslen devlet memuruyum ve bir devlet memurunun hafta içi mesaisi nasılsa ben de bu saatlerde işimle meşgul olmaktayım. Burada şunu da belirteyim yanlış anlaşılmasın işimi de çok severek yapmaktayım. Mesai saatleri dışında ailemle ve arkadaşlarımla zaman geçirmeyi severim. Ara sıra da yalnız kalıp duygularımı yazıya geçirmeye gayret gösteririm. Fırsat buldukça spor ve gezi yapar sosyal etkinliklere katılmaya çalışırım. Müziğin her türlüsünü dinler güzel olan her şeyi severim.

Samet Tosun: Yurtdışı konserlerinizden biraz bahsedebilir miyiz?

İbrahim Cuşan: Tabiki, bu güne kadar 11 Ülkede yaklaşık 20 program Vatandaş, soydaş ve dindaşlarımıza ve hatta az da olsa gayri müslimlere hitap etme imkânı bulduk. Tabi yurtdışında yapılan programlar yurtiçinde yapılanlara nazaran biraz farklılık arz ediyor. Gittiğiniz ülkenin dili, kültürü ve hatta bazen muhatap kitlenizin dini farklı olduğu için öncelikleriniz değişebiliyor. Bu anlamda öncelikle bir ortak nokta arıyorsunuz. Bu bazen din, bazen ortak kültür veya dil oluyor, ancak bunlar da yoksa artık müziğin evrensel dili ile insanlara hitap etmeye çalışıyorsunuz. Tabi bazen farklılıklar da insanların ilgisini çekebiliyor.

Samet Tosun: Konserler esnasında yaşadığınız ilginç olaylar oldu mu?

İbrahim Cuşan: Birçok hikâyemiz var tabiki ama etkilendiğim birkaç tanesi paylaşmak isterim. Balkanlara gittiğiniz zaman öncelikle Osmanlı’nın izlerini gördüğünüzde zaten çok mutlu oluyorsunuz. Bir de soydaş ve dindaşların da Ülkemize olan ilgisi eklenince haliyle duygular zirvelere ulaşıyor. Bulgaristan ve Makedonya’da Kutlu Doğum Haftası münasebetiyle düzenlenen programlara katıldık. Oralardaki soydaşlarımızın dilini, dinini ve kültürünü muhafaza ettiğini görmek ve bütün eserlerde bize eşlik ettiğine şahit olmak beni çok mutlu etmişti. Bosna-Hersek’te düzenlenen bir program için Boşnakça bir eser hazırladım ve programda okumaya başladığımda insanların ayağa kalkarak şaşkınlıkla izlemeleri beni çok etkilemişti. Son olarak Litvanya’da sema gösterisi eşliğinde icra ettiğimiz programda insanların ilk defa semazen görmesi şaşkınlığı da unutamayacağım hatıralarımdandır.




Samet Tosun: Türkiye’de hangi şehirlerde konser verdiniz?

İbrahim Cuşan: Bu konuyu il bazında değil de bölge anlamında değerlendirirsek sadece Doğu Anadolu’ya gitmemiştim nasip oldu bu yıl Ramazan Etkinlikleri kapsamında Iğdır, Ağrı ve Hakkâri’de program yapma imkânı buldum. Ancak şu var Samsun’luyum ve Samsun merkezde bugüne kadar hiç konsere davet edilmedim. Bunu da üzülerek belirtmek istiyorum.

Samet Tosun: Yeni projeleriniz var mı? Varsa biraz bahseder misiniz?

İbrahim Cuşan: Yeni projelerimiz var evet. Şuanda iki yeni eser üzerinde çalışıyoruz. Aslında bir albüm yapma niyetiyle yola çıktık ancak, daha sonra bütün eserlerin üzerinde tek tek çalışma imkânı olması amacıyla bu albüm projesini birkaç yıla yayarak gerçekleştirmeye karar verdik. Bu manada daha önce işlenmemiş konular üzerinde durmaya ve farklı şeyler üretmeye çalışıyoruz.

Samet Tosun: Son klibinizin çekimleri nasıl geçti?

İbrahim Cuşan: Evet Taif konulu eserimiz için bir klip çalışmamız oldu. Çekimleri Isparta ve Burdur’da gerçekleştirdik. Eserle bütünleşen güzel bir çalışma oldu. Bu manada klip yönetmenim kıymetli sanatçı dostum Abdullah Beyhan’a teşekkür ediyorum.

Samet Tosun: Bu alanda çalışma yapacak kişilere tavsiyeleriniz nelerdir?

İbrahim Cuşan: Öncelikle eğitim konusunda mutlaka imkânları değerlendirmelidirler. En az bir enstrümanla hemhal olmalarını ve literatür anlamında mutlaka çalışma yapmalarını tavsiye ederim. Allah (c.c) her insanı farklı fıtratta yaratmıştır ve her insanın farklı bir güzelliği vardır. Kimseyi taklit etmeden kendi güzelliklerini ortaya koyan kendi tarzını belirleyen kişiler daha başarılı olurlar. Bu nedenle kendileri olmalarını tavsiye ediyorum.

Samet Tosun: Elinizde bir imkân olsaydı dünyaya nasıl bir mesaj vermek isterdin?

İbrahim Cuşan: İnsanları sevelim, haklarına saygı duyalım ve en önlemlisi Yaratana şükredelim.

Samet Tosun: Kitaplarla aran nasıl? En son hangi kitabı okudun?

İbrahim Cuşan: Kitap okumayı çok severim aslında ama son dönemlerde az zaman ayırdığımı düşünüyorum. Şu ara daha çok ilmi kitaplar okuma gayretindeyim ama fırsat buldukça da Kemal SAYAR’ın “Beni Sessiz de Sevebilir misin” kitabını okuyorum.

Samet Tosun: Kahvenin günlük hayatındaki yeri hakkında ne söylemek istersin?




İbrahim Cuşan: Çok ilginçtir kahveyi ben Balkanlarda tanıdım ve sevdim. Tabi her ne kadar orada aldığım tadı alamasam da günlük içerim. En sevdiğim kahve çeşidi ise Dibek kahvesidir.

Samet Tosun: Ve son olarak DS Kültür Sanat okurları için neler söylemek istersiniz?

İbrahim Cuşan: Sizin bu gayretli çalışmalarınıza teveccüh etmeleri müsterihimdir.

Samet Tosun: Tekrardan çok teşekkür ederiz, bizleri kırmayarak nazik davetimizi kabul ettiğiniz için. İnşallah daha güzel yerlerde tekrardan görüşmek dileği ile hoşçakalın.

İbrahim Cuşan: Teşekkür ederim aynı şekilde ben de çok keyif aldım. Sevgiler.

 

Devamını oku

Trend