Takip Edin

Röportaj

Seyfullah Çakmak: Bu Hayatta Aile, Paradan, Puldan ve Şöhretten Daha Değerlidir

Dskultursanat

Yayınlanma tarihi

-

Geçtiğimiz aylarda çıkarmış olduğu tekli single çalışması ‘’Bismillah’’ ile güzel tepkiler uyandıran tasavvuf sanatçısı Seyfullah Çakmak bugün merak edilenleri konuşmak üzere bizlerle birlikte. Öncelikle bizleri kırmayarak davetimizi kabul ettiğiniz için çok teşekkür ederiz.

Samet Tosun: Bize biraz kendinizden bahseder misiniz ? Seyfullah Çakmak kimdir desek nasıl tanımlarsınız ?

Seyfullah Çakmak: 1985 İstanbul doğumluyum aslen Yozgatlı olup, Kayseri de ikamet etmekteyim. Evli ve 3 çocuk babasıyım. Uzun yıllardır müzikle uğraşıyorum, yanı sıra Ticaretle uğraşıyoruz. Piyasada 2 albüm ve single çalışmalarım mevcut. Bir çok sanatçı dostumun okumuş olduğu eserlerde imzamız ve desteklerimiz mevcut.

Samet Tosun: Son çalışmanız Bismillah’tan bahsedelim biraz, bizlere stüdyo çalışmasından ve klip çekimlerinden bahseder misiniz ?




Seyfullah Çakmak: “Bismillah” aslında her müslümanın doğumundan ölümüne her müslümanın hayatının merkezinde olması gereken bir cümle, her işe Ulu Yaradanın ismi ile başlamak her şeyde hayırla sonuçlanmasını ummak, onun adıyla aşılması zor yolları aşmak, imkansız kapıları açmak demek benim için. Bu eserin söz ve bestesi dostum Abdullah Beyhan’a ait, bizim için yaptığı bir eser, konserlerimde veya katıldığım programlarda okurken de çok büyük keyif alıyorum. Arange ve stüdyo kısmında İzmir de yaşayan asker arkadaşım Cemal’in dokunuşlarıyla son halini aldı, keyifli bir stüdyo aşamasıydı. Klipte yine Abdullah Beyhan ve değerli ağabeyim Cihan Ak tüm hünerlerini gösterdiler, İstanbul Balat’ta Süleymaniye de çekimler gerçekleşti. Bizce Harika bir çalışma oldu.

Samet Tosun: Peki özel hayatınızda nasıl birisiniz ? Seyfullah Çakmak’ın bir günü nasıl geçiyor ?

Seyfullah Çakmak: Aslında özel hayatımda vaktimin neredeyse tamamını ailemle, çocuklarımla geçirmeye özen gösteriyorum, sıla-i rahim-Anne baba,eş dost ziyaretleriyle çocuklarıma bu duyguları aşılamaya çalışıyorum, çünkü ailenin bu hayatta herşey olduğunu, herşeyden, paradan, puldan, şöhretten daha değerli olduğunu göstermeye yaşatmaya çalışıyorum, hafta içi neredeyse tamamen onlardan ailemden uzakta kalıyorum, konserler, organizasyonlar, toplantılarla yoğun geçiyor, bu sebeple aileme daha çok vakit geçirmeye çalışıyorum.




Samet Tosun: Son çalışmanız hakkında size geri dönüşler nasıl ?

Seyfullah Çakmak: Valla şu ana kadar aldığım geri dönüşler olumlu yönde ancak elbette daha iyisini yapmak için uğraşıyoruz, çok güçlü duygulara sahip sanatçı dostlarımın desteğiyle de yapacağız bi iznillah, çünkü bizi sevenler, dinleyenler her şeyin en iyisine layıklar.

Samet Tosun: Bu hayatta olmazsa olmazınız var mıdır ? varsa nedir ?

Seyfullah Çakmak: Çok var 🙂 ama bunların başında olmazsa olmazım, başta da söylediğim gibi ailem geliyor, aile benim için her şey den önce gelir.

Samet Tosun: Düet yapmak istediğiniz bir sanatçı var mı ?

Seyfullah Çakmak: Düet yapmak istediğim sanatçı var tabi 😊 olmaz mı ? 2 isim var bunlardan bir tanesi Dünyaca ünlü İslami Müzik Sanatçısı Maher Zain, Diğeri Türk pop Müziği Sanatçısı ve aynı zamanda Çok güzel tasavvufi eserler, İslami müzikler yapan Mustafa Ceceli bu iki ismi hem tarz olarak çok beğeniyor ve benimsiyorum, hemde büyük bir hayranlıkla takip ediyorum 🙂

Samet Tosun: Sosyal medya ile aranız nasıl ? sizi seven insanlar size kolay bir şekilde ulaşalabiliyor mu ?

Seyfullah Çakmak: Ah…Ah..! Bu sosyal medya. yaptığımız tüm çalışmaları artık duyurabildiğimiz en etkili mecra, elbette sevenlerimiz buralardan bize kolaylıkla ulaşabiliyorlar, ama şöylede bir şey var ki, vakit, zaman bizim için, insanlık için çok kıymetli, boşa gitti mi bir daha gelmiyor, bunun için faydalı işlerde kullanmak lazım, herkes kadar bende aktif olarak kullanmaya çalışıyorum.

Samet Tosun: Türkiye’deki müzik sektörü hakkında ne düşünüyorsunuz ? bu sektörün sizce en büyük sıkıntısı nedir ?

Seyfullah ÇakmakEn büyük sıkıntımız üretkenliğin artık bitmiş olması, hele de bizim camiamızda. Belli başlı söz yazan, beste yapan arkadaşlarımız, dostlarımız ve ağabeylerimizin haricinde üretebilen pek fazla kimse yok. Birde hemen hemen müziği seven ilgi duyan, biraz da maddi durumu iyi olan kişiler soluğu stüdyolarda alıyorlar, albüm single vs. işler yapıyorlar, ben bizzat şahit oldum yakın zamanda, ama işte imkan var yapayım diyor. Önceden bu işler bu kadar kolay değildi, önce yapımcı seni dinler, not verir karar verirdi, sonra stüdyo da aranjöre dinletir, onunla istişare ederdi, onay alırsa eğer, elini taşın altına koyardı, şimdi kalmadı tabi bunlar.

Samet Tosun: Kitaplarla aranız nasıl? En son okuduğunuz kitap hangisi ?

Seyfullah Çakmak: Kitap okuyorum elbette, en çok sevdiğim kitaplar tarih kitapları, en son Ahmet Turgut Bey’in kaleme aldığı “Bozkırın Sırrı-Türk Peygamber” adlı eseri okudum ve çok etkilenmiştim.

Samet Tosun: Elinizde bir imkan olsaydı dünyaya nasıl bir mesaj vermek isterdin ?

Seyfullah Çakmak: Bu hayat er yada geç bir gün son bulacak, bu sebeple daima bir birimizi sevip sayalım, kine nefrete tefrikaya (ayrımcılığa) mahal vermeyelim. Ve artık çocuklar ağlamasın, üzülmesin, ölmesin…

Samet Tosun: Kahvenin günlük hayatındaki yeri hakkında ne söylemek istersin ?




Seyfullah Çakmak: Oooovvv kahve benim için apayrı bir keyif, apayrı bir kültür, helede kahveyi nasıl içeceğini bilen biriyle içiyorsam değmeyin keyfime, yani kahve bizim çok özel bir kültürümüz, derler ki; Kahvede ilk yudum; tanışma, ikinci yudum; alışma, üçüncü yudum; anlaşma demektir. Bir kahvenin iyi olup olmadığına karar vereceğiniz üç aşamayı bu şekilde gerçekleştirmiş oluyorsunuz. Kahveyle alakalı daha çok şey var anlatabileceğim fakat buna vaktimiz yetmez ☺

Samet Tosun: Ve son olarak DS Kültür Sanat okurları için neler söylemek istersiniz ?

Seyfullah Çakmak: Buradan DS Kültür Sanat okurlarına Sonsuz Sevgi, Saygı ve en kalbi duygularımı gönderiyorum, Bu sektörün böyle bir hizmete gerçekten ihtiyacı vardı ve şükür ki sizler sayesinde buda oldu, Göstermiş olduğunuz nezakete, ilgi ve alakaya can-ı gönülden teşekkür ediyorum, çabanız zayi olmasın, yolunuz daima Açık olsun.

Samet Tosun: Tekrardan çok teşekkür ederiz, bizleri kırmayarak nazik davetimizi kabul ettiğiniz için. İnşallah daha güzel yerlerde tekrardan görüşmek dileği ile hoşçakalın.




Röportaj

Muharrem Aygün: Eğer Öyle Bir İmkanım Olsaydı, Bu kesinlikle Mustafa Yıldızdoğan olurdu

Dskultursanat

Yayınlanma tarihi

-

Kızıl Elma, Destandır Türkiye’m gibi şarkıların sahibi Şarkıcı Muharrem Aygün, hakkında merak edilenleri cevaplamak üzere bu hafta bizlerle birlikte.



Samet Tosun: Merhabalar Muharrem Bey, öncelikle bizleri kırmadığınız için çok teşekkür ederiz. Bize biraz kendinizden bahseder misin? Muharrem Aygün kimdir?

Muharrem Aygün: 1981’de İsviçre’nin Glarus şehrinde doğdum. 5 çocuklu gurbetçi bir Ailenin en büyüğüyüm. Aslen Afyon, Bolvadinliyim. İlk Okula kadar İsviçre de okudum. İlk orta ve liseyi Bolvadin de tamamladım. Evli ve 2 Çocuk babasıyım. İzmir de yaşıyorum.

Samet Tosun: ilk olarak müzik’le tanışman nasıl oldu?

Muharrem Aygün: İsviçre’de oturduğumuz yıllarda, kreş’te yapılan etkinlikler çerçevesinde solo ve koro halinde almanca şarkılar seslendirmiştim, bununla birlikte ufak bir albüm’de çıkmıştı o zamanlar 🙂

Samet Tosun: Yakın bir zaman içerisinde bir klip projesi var mı ?

Muharrem Aygün: Temmuz ayında nasip olursa yeni bir single çalışmamız olacak, bunun akabinde güzel bir ekip ile birlikte klip çekmeyi düşünüyoruz. Detayları yinede buradan takip edebilirsiniz 🙂

Samet Tosun: Peki ilk günden bugüne hayatında neler değişti ?

Muharrem Aygün: Ben profesyonel olarak ilk Solo albümü “Ümmeti” isimli çalışma ile başladım. Tasavvuf müziği albümüydü sonra ki calışmalarımın tamamı milli ve manevi duygularla yazıldı diyebilirim. Bu millete karşı kendimi sorumlu hissetmeye başladım. ilk olarak kızıl elma eserini yaptığımda samsundan bir şehit esi aradı ve 4 yaşındaki kızının o eseri dinlemeden uyuyamadığını ve sürekli ”baba baba” diyerek dinlediğini söyledi. Bunun gibi bir çok olay anlatabilirim. Özel hayatımda pek bir şey değiştiğini söyleyemem, sahne’de tanıyorlar ama sokakta pek tanımıyorlar, ama şurası kesin ki eserlerim dinleniyor bunun farkındayım.

Samet Tosun: Son çıkardığın ‘’Destandır Türkiye’’ isimli çalışmandan bahsedelim ?

Muharrem Aygün: ”Türkiye’m destandır” eseri, bu kadar güzel bir ülkede yaşamanın bir şükrü oldu bize desem yalan olmaz. Allah vatanımıza ve milletimize zeval vermesin inşallah, bizi bu bu topraklardan ayrı düşürmesin ve son nefesimizi bu topraklarda vermeyi nasip eylesin. Bu konuda bir parantez açmak gerekirse Cumhurbaşkanımız’a ithafen yazdığımız diğer eserlerimiz nedeni ile özellikle sosyal medya’da gerçekten ciddi derecede bir linç söz konusu oldu. Biz ekibim ile birlikte bu şarkıyı hazırlarken bu şarkıdan hiçbir beklentimiz olmadı, şunlar bize konser versin derdimiz de yoktu zaten bizi bilen bilir, kalbimizden geçenleri kaleme aldık.

Samet Tosun: Gündelik hayatta neler yapıyorsun ?

Muharrem Aygün: Konserler ve provalardan kalan vakitlerimi ailemle geçirmeyi tercih ediyorum, evcimen bir insanım.

Samet Tosun: Konserler öncesinde olmazsa olmazın varmı ? Bunu yapmadan konsere çıkamam dediğin birşey ?

Muharrem Aygün: Öyle olmazsa olmazımdır diyebileceğim pek birşey yok sanırım sadece ekibim ve ben 🙂

Samet Tosun: Kimleri dinliyorsun ? düet yapacak olsan bu kim olurdu ?

Muharrem Aygün: Bu kesinlikle Mustafa Yıldızdoğan olurdu, bence benim için bir alternatifi yok 🙂 sahnelerimde birçok eserine okudum ve halada okumaya devam ediyorum.

Samet Tosun: Geçtiğimiz günlerde yaptığınız bir basın açıklaması nedeni ile sosyal medya’da bir linç durumu söz konusu oldu, bu durum ile ilgili neler söylemek istersin ?

Muharrem Aygün: Aynen geçtiğimiz günlerde yayınladığımız bir basın açıklaması nedeni ile sosyal medya üzerinden destekleyenler olduğu gibi çok sayıda linçte aldık, bu durum bizim için olumsuz bir sonuç değil, hiçbirine kızmıyorum, kızamam da zaten çünkü hiçbiri Muharrem Aygün’ü tanımıyor. Şarkılarımı dijital platformlardan dinleyebilirler, ben her kesimden insanımızı düşüncesi ne olursa olsun seviyorum ve saygı duyuyorum 🙂

Samet Tosun: Elinde bir imkan olsaydı dünyaya nasıl bir mesaj vermek isterdin ?

Muharrem Aygün: Bu dünyanın gelip geçici olduğu konusunda hem fikiriz, o yüzden lütfen değmeyecek şeyler için kalp kırmanın lüzumu yok, barış ve huzur dolu çocukların ölmediği bir dünya tek temennimdir.

Samet Tosun: Kitaplarla aran nasıl? En son hangi kitabı okudun?

Muharrem Aygün: Kitapları severim ama uzun bir zamandır fırsat bulamıyorum yada bu da benim bahanemdir 🙂 ama vakit buldukça okumaya özen gösteriyorum son okuduğum kitaplar, Halit Ziya Uşaklıgil’in kaleme aldığı ”Mai ve Siyah” ve Gökçen Çatlı’nın yazdığı ”Babam Çatlı” dır.

Samet Tosun: Kahvenin günlük hayatındaki yeri hakkında neler söylemek istersin ?

Muharrem Aygün: Kahve hayatımın vazgeçilmezi diyebilirim, çoğu zaman stüdyolarda sabahladığımız oluyor, yada dost ve arkadaş arasında kitap okurken yani kısaca hayatımın her alanında kahve var 🙂

Samet Tosun: Son olarak da DS kültür sanat hakkında neler söylemek ister siniz ?

Muharrem Aygün: Geçtiğimiz haftalar içerisinde çıkarmış olduğum yeni tekli çalışmam vesilesi ile tanımış olduğum DS Kültür Sanat, gerçekten alanında çok iyi işler yapan ve halende yapmaya devam eden bir dijital medyadır. Kendimi çok rahat ifade edebildiğim içinde kendilerine çok teşekkür ederim. Sadece bana değil bütün sanatçı arkadaşlara destek oluyorlar, daha da güzel işler yapacağından hiç şüphem yok.

Samet Tosun: Bu güzel ve bir o kadar keyifli sohbet için teşekkür ederiz. İnşallah daha güzel yerlerde görüşmek dileğiyle.

Muharrem Aygün: Estağfirullah asıl ben teşekkür ederim, böyle güzel bir sohbet için, başarılarınız daim olsun inşallah, Burdan tüm DS Kültür Sanat okurlarına sevgi ve saygılarımı sunuyorum.



Devamını oku

Röportaj

Mardan Kazimov; O Ses Türkiye Sahnesi Benim için Kelimelerle İfade Edilemez

Dskultursanat

Yayınlanma tarihi

-

Azeri Şarkıcı Mardan Kazimov, hakkında merak edilenleri cevaplamak üzere bu hafta bizlerle birlikte. 



Samet Tosun: Merhabalar Mardan Bey, öncelikle bizleri kırmadığınız için çok teşekkür ederiz. Bize biraz kendinizden bahseder misin? Mardan Kazimov kimdir?

Mardan Kazimov: Merhabalar, ben teşekkür ederim. 3 temmuz 1994’de Azerbaycan’ın Nahçivan şehrinde dünyaya geldim. Müzik bizde baba mesleği olduğu için çocukluğumdan bugüne müzikle iç, içe büyüdüm diyebilirim. 16 yaşımdan itibaren profesyonel olarak sahne alıyorum.

Samet Tosun: Bugüne kadar hayatında seni en çok heyecanlandıran şey neydi ?

Mardan Kazimov: O ses Türkiye sahnesi diye bilirim. Çok farklı bir duyguydu. heyecan verici, kelimelerle ifade edemiyorum 🙂

Samet Tosun: İstanbul senin için ne ifade ediyor ?

Mardan Kazimov: İstanbul, benim ne kadar azimli olduğumun farkına varmama yardımcı olan şehir diyebilirim. 2013’ün ağustos ayında O ses Türkiye yarışmasının ön elemelerine katılmak için Bakü’den İstanbul’a 36 saat süren bir otobüs yolculuğu ile gelmiştim. Seçmelere katıldım, şarkımı okudum ve seçilemedim. Ama İstanbul’dan ziyade Ankara benim için daha çok şey ifade ediyor. Hem müzik hem de hayat tecrübesi bakımından 2 yıldır Ankara’da yaşıyorum ve bu 2 yıl içinde çok şeyler öğrendim. Ankara bana çok şey kattı.

Samet Tosun: Biraz da O ses Türkiye macerandan bahsedelim?

Mardan Kazimov: O Ses Türkiye yarışması hayatımın en önemli dönüm noktalarından bir tanesi diyebilirim. Yarışmaya 5 kez katıldım, bu 4 sefer kabul edilmemem bende bir üzüntü yaratmadı daha çok hırslanmama neden oldu. Üstüne daha çok koyarak ilerledim ve son seferde kabul edildim. Beni seçildin diye ilk olarak aradıklarında arkadaşlar şaka yapıyor sandım 🙂 taki mail adresime uçak biletleri gelene kadar, işte ozaman inandım ve başardığımın ispatıydı bu sanırım, Yarışma için İstanbul’a geldiğimde 8 şarkıdan oluşan bir repertuar hazırladım ve içlerinden sacede yabancı olan şarkıyı seçtiler. Sahneden bir gün önce heyecandan uyuyamamıştım haliyle yorgundum ve sahneye çıkabilmek için 12 saat bekledim ama beklediğime değdi. 4 tur ilerledim ama benim için çok güzel bir tecrübe ve anı oldu bu, en önemlisi ise Ebru Gündeş ile tanışmıştım 🙂

Samet Tosun: Eğer bir düet çalışması yapacak olsaydın bu kim olurdu? Neden ?

Mardan Kazimov: Eğer ki öyle bir imkan olsaydı ki eğer bu kesinlikle Oğuzhan Koç olurdu. Gerçekten tarzını çok beğeniyorum ve seviyorum.

Samet Tosun: Azerbaycan ve Türkiye müzik sektörünü değerlendirecek olursan neler söylersin ?

Mardan Kazimov: Azerbaycan’ın müzik sektörü anlamında Türkiye ile kıyasladığımızda şansın daha az olduğunu söyleyebilirim. Türkiye gerçekten büyük bir ülke müzik anlamında çok güzel işler yapılıyor. O yüzden şansın biraz daha fazla olduğunu düşünüyorum, ama hala Türkiye müzik sektörünü çözmüş değilim 🙂

Samet Tosun: Peki yeni projelerin var mı ? varsa biraz anlatır mısın ?

Mardan Kazimov: Yeni projelerim elbette var, son bahara doğru güzel şeyler olacağına inanıyorıum, ama şimdilik birşey söylemesem daha iyi güzel bir sürpriz olsun 🙂

Samet Tosun: Peki gündelik hayatında nasıl birisin ? Neler Yapıyorsun ?

Mardan Kazimov: Düzenli olarak spor yapıyorum, yemek yapmayı seviyorum eğerki akşam sahnem yoksa yürüyüş yapmayı seviyorum. Yeni şarkılar ve yeni insanlar tanımayı severim. Birde klasik Behzat Ç. izlerim 🙂

Samet Tosun: Elinde bir imkan olsaydı dünyaya nasıl bir mesaj vermek isterdin ?

Mardan Kazimov: Hayal kurmaktan asla vazgeçmeyin ve her ne olursa olsun hayalleriniz peşinden gidin.

Samet Tosun: Kitaplarla aran nasıl? En son hangi kitabı okudun?

Mardan Kazimov: Pek okuma değil de, daha çok eğer varsa filmini izleme taraftarıyım 🙂

Samet Tosun: Kahvenin günlük hayatındaki yeri hakkında neler söylemek istersin ?

Mardan Kazimov: Hergün bir fincan şekersiz Türk kahvesi şart kesinlikle 🙂

Samet Tosun: Son olarak da kültür sanat hakkında neler söylemek ister siniz ?

Mardan Kazimov: Gençlere destek olduğunuz için bütün gençler adına teşekkürü bir borç bilirim. Yaptığınız işlerin uzun ömürlü olmasını temenni ederim.

Samet Tosun: Bu güzel ve bir okadar keyifli sohbet için teşekkür ederiz. İnşallah daha güzel yerlerde görüşmek dileğiyle.

Mardan Kazimov: Asıl ben teşekkür ederim 🙂



Devamını oku

Röportaj

Sibel Değirmenci; Hayat iki şekilde yaşanır:Ya hiç mucize yokmuş gibi ya da her şey birer mucizeymiş gibi

Dskultursanat

Yayınlanma tarihi

-

Eğitimci Yazar Sibel Değirmenci hakkında merak edilenleri cevaplamak üzere bu hafta bizlerle birlikte. Öncelikle bizleri kırmayarak davetimizi kabul ettiğiniz için çok teşekkür ederiz.



Samet Tosun: Merhabalar Sibel Hanım, öncelikle bizleri kırmadığınız için çok teşekkür ederiz. Bize biraz kendinizden bahseder misin? Sibel Değirmenci kimdir?

Sibel Değirmenci: Merhabalar. Tabi ki. Sibel Değirmenci altı yaşından beri öğretmen olmak isteyen ve şu anda da hayalindeki mesleği yapan biri. Dokuz Eylül Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği mezunuyum ve sekiz yıldır da kışları öğretmenlik yapıp yazları geziyorum. Anlayacağınız, yaz kış sevdiğim şeyleri yapıyorum. Sevdiğim şeylerle uğraştığım için de mutlu ve huzurlu bir hayatım var. Elimden geldiğince de bu mutluluğu çevremdekilere bulaştırıyorum.

Samet Tosun: Peki yazma ve okurluk maceran nasıl başladı ?

Sibel Değirmenci: Ortaokuldayken Harry Potter serisiyle tanışmamla başladı. Hatta şimdilerde tekrar popüler olduğu için çok mutluyum. Harry Potter okuyan çocukları gördükçe çocukluğuma dönüyorum. Bence herkes kitap okumayı sevebilir, sorun seveceği tarzı bulamaması. Macera, fantastik, romantik, klasikler, kişisel gelişim vb. türlerden hangisinin kendine uygun olduğunu deneyerek bulmalı insan, sonrasında bir bakmışsın kitapsız yaşayamıyorsun. Yazmaya ise yine ortaokuldaki bir dönem ödevimle başladım. Deprem konulu bir hikaye yazmıştım, kitap kapağına kendim resim çizip boyamıştım. O kitap benim yazdığım ilk kitaptı. Çok sonra edebiyat öğretmeni olunca peşine düştüm kitabın, acaba bulur muyum diye. Çok da yaklaşmıştım ama bulamadım. Sonrasında da aşk acıları tetikliyor yazmasını insanın. Karşındakine söyleyemediklerini kendi kendine yazarak hafifliyorsun. İyi de geliyor, tavsiye ederim. Son olarak “Gittim Gezdim Gördüm” adlı kitapta seyahatlerimi anlattığım bir yazım yayımlandı. İlk basılmış eserim de bu oldu.

Samet Tosun: Yazarak dünyanın değişebileceğini düşünüyor musun?

Sibel Değirmenci: Yazarak dünyanın değişebileceğini kesinlikle düşünüyorum. Şunu hep söylerler: “Herkes kendi kapısının önünü temizlese tüm mahalle tertemiz olurdu.” İşte yazmak da kişinin kendine dönüp içindeki yanlışları, kırıkları, tecrübeleri fark etmesine yarıyor. Yazdıkça herkes kendi karanlığını temizlese, herkes kendini geliştirse tüm dünya kötülükten arınmış, üreten ve farkındalığı yüksek insanlardan oluşur, güzel de olur. Bir de yazmanın şöyle bir artısı var: İyi ki Victor Hugo, Shakespeare, Osho, Marcel Proust, Sabahattin Ali, Yaşar Kemal, Khaled Hosseini yazmış, onların yazdıklarıyla kendimize yeni bakış açıları, yeni hayatlar katmamız böylece mümkün oluyor. Mesela ben Tanrılar Okulu’nu, Milena’ya Mektuplar’ı, Aşk’ı, Çalıkuşu’nu okumasam eksik kalırdım, bugünkü “ben” olamazdım. Her tecrübeyi kendimizin yaşayamasına imkan tanımayan kısa bir hayatımız var, öyleyse neden başkalarının yazdıklarıyla bu tecrübeleri kazanmayalım ki. Yazarak kendi dünyamızı da başkalarının dünyalarını da değiştirmemiz mümkün.

Samet Tosun: İlk olarak ne zaman seyahat etmeye başladın? Ve bu sizde nasıl bir tutku haline dönüştü ?

Sibel Değirmenci: İlk seyahatlerim ailemle oldu. Annem, babam, kardeşim ve ben her yaz arabamızla bir şehre giderdik. Türkiye’deki birçok şehri ilk böyle gördüm. Bence tüm iyi ya da kötü alışkanlıklarımız çocuklukta ediniliyor. İçimize bir yere yerleşiyor ve gizleniyor. Sonrasında fırsatını bulduğun anda bir bakıyorsun ki kendini sürekli seyahat ederken ya da başka bir alışkanlığın içinde bulmuşsun. Tutkuya dönüşmesinde yaşadığım bir kayıp etkili oldu. Çok sevdiğim bir insanı ve bir hayatı kaybedince kendime sıfırdan bir hayat kurmak zorunda kaldım. Bu hayatı da hep sevdiğim şeylerden oluşturdum: Bir tutam öğretmenlik, bir tutam sevgi, bir tutam kitap, bir tutam dans, iki tutam seyahat. 

Samet Tosun: Seyahatlerin esnasında yaşadığın ilginç anıların var mı? Varsa anlatmak ister misin ?

Sibel Değirmenci: Seyahate genelde kardeşimle çıkarım. 28 yıldır en yakın arkadaşım o olduğundan onunla gittiğimiz sıradan günübirlik gezilerimiz bile bir anda maceraya dönüşüveriyor ve biz kendimizi kahkahalarla yerlere yatarken bulabiliyoruz. Gezerken yaşadığım o kadar çok ilginç olay oldu ki: Venedik’te kaybolmamız, Roma’da yol sorduğumuz hanımefendinin bizi sorduğumuz yere kadar götürmesi, Budapeşte’nin nehirle bölünerek bir tarafın Buda diğer tarafın Peşte olduğunu öğrendiğimdeki aydınlanmam  Kötü bir olay gelmedi başıma şükür, genel olarak komik şeyler yaşadım.

Samet Tosun: Gittiğin ülkelerde dünyanın Türklere bakış açısı nasıl ? Bu konudaki gözlemlerin neler ?

Sibel Değirmenci: Gittiğim yerlerde Türkleri seviyorlardı. Genelde ilk söyledikleri yazın ülkemize geldikleri oluyor. İstanbul’u, Kapadokya’yı, Antalya’yı sevdiklerini söylüyorlar. Ülkemiz öylesine güzel ki, zaten Avrupa’da böylesine çeşitlilik bulunmadığından ülkemizin doğal ve tarihi zenginliği yabancıların da ilgisini çekiyor.

Samet Tosun: İtalya senin için ne ifade ediyor ?

Sibel Değirmenci: Aşk.  İtalya’ya iki kere gittim ve daha birkaç kez giderim diye düşünüyorum. İtalya ve diğerleri diye ikiye ayrılıyor bende ülkeler. Güleceksiniz biliyorum ama ben bundan önceki hayatımın İtalya ile bir bağlantısı olduğunu düşünüyorum, İtalya’ya ne zaman gitsem memleketime gelmişim gibi huzur buluyorum.(Bu hissi bir de Topkapı Sarayı’na girince yaşıyorum.) Kolumda da İtalyanca bir dövme var. Görmeyi istediğim başka ülkeler ve başka kültürler var şu aralar listemde; ama liste bitince tekrar İtalya’da kendimi bulacağımdan eminim. Roma’daki Aşk Çeşmesi’ne bu kez daha büyük miktarda para atarak daha büyük bir dilek tutacağım. 

Samet Tosun: Biraz hayat felsefenden bahsedelim, Ne dersin ?

Sibel Değirmenci: Albert Einstein’in çok sevdiğim bir sözü var: “Hayat iki şekilde yaşanır:Ya hiç mucize yokmuş gibi ya da her şey birer mucizeymiş gibi.” Her nefesimiz mucize, aynı zamanda her ne yaşıyorsak da onu biz çağırıyoruz, bir şeyi çok istiyoruz ve gerçekleşiyor ya da bir şeyin başımıza gelmesinden çok korkuyoruz, böylece o olay başımıza geliyor. Hayatımızı kendimizin şekillendirdiğinin yeni yeni farkına varıyorum. İnsan potansiyelini, dibe vurmadan fark edemiyor. Kendini geliştirmiş, farkındalıklı ve mutlu insanlara bir bakın; hepsinin hayatlarında mutlaka çok kötü en az bir olay yaşadıklarını ve çok acı çektiklerini görürsünüz. Acı çektiğim zamanları çok net hatırlıyorum, saniyeler geçmeyecek kadar uzunmuş gibi geliyordu. “Kaybedeceğim hiçbir şey kalmadı, tamam bitti artık her şey.” dediğim anda daha da dibe inemeyeceğimden insan zamanla yükselmeye başlıyor. Yani tüm olay tam her şey bitti dediğiniz anda gerçekleşiyor. İki seçeneğiniz var o anda: Kurban psikolojisiyle “Her şey benim başıma geliyor, hayat çok kötü.” diyerek kendinize hayatı zehir etmek ya da “Bunları yaşadım ama şimdi yepyeni bir hayata başlayabilirim.” diyerek güçlenip bu durumu atlatmak. Ben ikincisini seçtim. Ve o andan itibaren hayaller kurdum ve hepsini gerçekleştirdim. Bugünlerde herkes bana nasıl bu kadar mutlu ve enerjik olduğumu soruyor. Her günün bana yeni mucizeler getireceğini bilerek uyanıyorum, pozitif cümleler ve pozitif insanlarla hayatımı sürdürüyorum, sağlıklı besleniyorum ki bu çok önemli. Sağlıklı düşünceler sadece sağlıklı bir vücutta olur. Bir de bana iyi geldiğini düşündüğüm şeyleri yapmaya çalışıyorum. Sabah mutlu uyanmayan insanlarda ne eksik biliyor musunuz? İkigaileri yok- yani hayat gayeleri. Bu hayat başkalarının istekleriyle geçirilmeyecek kadar değerli; ama insanlar kendileri bir durup düşünmediklerinden “Ben ne istiyorum? Ben nasıl bir hayat yaşamak istiyorum?” diye kendilerine sormadıklarından; başkalarının isteklerinin akışında sürükleniyorlar. Sürüklenmeyi bırakın hemen şimdi! Bir dala tutunun ve durun! Kendinize ne istediğinizi sorun, bedeninizin, zihninizin, kalbinizin ne istediğini sorun. Cevaba göre hayatınızı şekillendirin. Sonrasında her şey çok güzel oluyor.

Samet Tosun: Elinde bir imkan olsaydı, dünyaya nasıl bir mesaj vermek isterdin ?

Sibel Değirmenci: Bu evrende üç çeşit iş var: Tanrı’nın işi, başkalarının işi ve kendi işin. Herkes ya başkalarının işine burnunu sokuyor ya da ölüm, deprem gibi Tanrı işlerinin ardından şikayet edip söylenip duruyor. Kendi işinize bakın, çünkü sadece kendinizi değiştirebilirsiniz. Mutlu olacağınız hayaller kurun ve o hayallerin olacağına inanın. Yaşamızını düşüncelerimiz şekillendiriyor. Evren şöyle çalışıyor: “Aklından en çok geçirdiğin düşünceleri ben sana yaşatırım.” O yüzden aklınızdan neler geçirdiğinize dikkat edin. Güzel şeyler hayal edin ve olmuşcasına yaşamınızı şekillendirin. Sonrasında gerçekleştiğini göreceksiniz. Herkesin mutlu olduğu bir dünya için, herkesin kendini mutlu etmesi yeterli. Mutluluk bulaşıcıdır; siz mutlu olun, o başkalarına da bulaşacaktır. Bir de çevrenizde şifalanacağınız insanları bulundurun, toksik insanlarla asla zaman geçirmeyin.

Samet Tosun: Kitaplarla aran nasıl? En son hangi kitabı okudun?

Sibel Değirmenci: Kitapsız bir hayat düşünemiyorum. Edebiyat öğretmeni olmamdaki en büyük neden kitap okumayı çok seviyor oluşumdu. Öğrencilerimin de kitap okuma alışkanlığı kazanması için kitap okuma saatleri yapıyoruz, kitap önerileri paylaştığım bir instagram sayfam var. Kitap, imkanlarımızın kısıtlı olduğu ortamlardan bizi alıp bambaşka bir hayata götüren araç. Düşünsenize yurtta yaşayan bir öğrencisiniz, akşam 10’dan sonra gidebileceğiniz hiçbir yer yokken kitapla kendinizi bambaşka bir ülkede ya da bambaşka bir tarihte bulabiliyorsunuz. Bu yüzden seviyorum kitap okumayı. Şu anda Şiddetsiz İletişim adlı bir kişisel gelişim kitabını okuyorum, bitmek üzere. Tavsiye ederim.

Samet Tosun: Kahvenin günlük hayatındaki yeri hakkında neler söylemek istersin ?

Sibel Değirmenci: Kahve fincanı gün içinde hep elimde, tıpkı şimdi olduğu gibi.  Bir öğretmenseniz zaten ister istemez teneffüsleriniz kahvesiz geçmiyor. Özellikle sabah erken kalkıp sporumu ve kahvaltımı yapıyorum; ama ilk kahvemi okuldaki ilk teneffüste içiyorum. Günümün canlı ve enerjik geçmesini sağlıyor. Hafta sonları da eğer arkadaşlarımla plan yaptıysam kahve eşliğinde sohbet, yalnız kendime ayırdığım bir hafta sonuysa kahve eşliğinde kitap nasıl keyif ve huzur veriyor; nasıl enerji katıyor bana anlatamam.

Samet Tosun: Son olarak da kültür sanat hakkında neler söylemek istersiniz?

Sibel Değirmenci: Sanatla, kitapla ilgilenmek insanın gelişmişlik seviyesini gösteriyor her zaman. Tamam diyorsun bu insan hayatla savaşını bitirmiş, varoluş yolculuğunda “güzel”in peşine düşmüş. Her kültür, her sanat dalı bize farklı ve güzel şeyler katıyor, bizi olduğumuzdan daha üst seviyeye taşıyor. Ülkemizin bu alanda daha çok yolu var maalesef; ama sizinki gibi kültür sanat dergileri takip ederek, okuyarak, gezerek, görerek ülkemizin kültür seviyesinin artacağına inancım tam. Öyle bir nesil geliyor ki, doğru yönlendirilirlerse şahane şeyler yapacaklar.

Samet Tosun: Bu güzel ve bir o kadar keyifli sohbet için teşekkür ederiz. İnşallah daha güzel yerlerde görüşmek dileğiyle.

Sibel Değirmenci: Asıl ben teşekkür ederim. Uzun zamandır söylemek istediklerimi anlatabilme şansı bulabildiğim için çok mutlu oldum. Gerçekten çok keyifli bir sohbetti. Tekrar görüşmek üzere.

Samet Tosun 



Devamını oku

Trend